<%@LANGUAGE="JAVASCRIPT" CODEPAGE="1254"%> Ş. Güldal Mumcu : İzmir I. Bölge Milletvekili Adayı
Anasayfa   l   Biografi   l   Haber Arşivi   l   Köşe Yazıları   l  Röportajlar   l   Konuşmalar   l   Linkler  l  Bölge ve Adaylar

Güldal Mumcu

Mine G. Kırıkkanat  / 

 03.07.2007

25 Mayis 2007, Ankara. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfi UMAG’in dördüncü kati. Vakif Başkanı’nın kendisine benzeyen zarif ve ferah bürosunda, çay içip kurabiye atıştırıyorum iştahla. Özge’yi bekliyoruz. Hep birlikte konferans salonuna ineceğiz, az sonra. Son yıllarda hiçbir konferans kabul etmiyorum aslında. Ne zaman ağzımı açsam, bir olay çıkıyor, hedef gösteriliyorum. Ben de hattı bırakıp sathi müdafaaya çekildim, korumaya aldım kendimi. Ama UMAG başka.

Hele başkanı...
***

Dünyada çok az insan, vicdan sahibidir. Vicdan orta mali değil, herkesin harcı hiç değildir. Alınamaz, verilemez, pazarlanamaz. Dile düşünce büyüsü uçup giden bir sır gibi, söylenmeden taşınan, göstermeden hissettirilen bir haslettir ve zaten, ancak böyle etkilidir.

Vicdanlı insan az olduğunca, “siz” gibi yapan çoğunluklara aslında onların da birer vicdani olduğunu; susturup unuttuklarını anımsatabilen, vicdanlıların şayisi daha da azdır.

UMAG Başkanı Güldal Mumcu, işte bu anlamda bir vicdandır.

Türkiye’nin vicdanidir.

Çünkü taşidiği vicdan, onun önce dayandığı, sonra direndiği ve mücadeleye başladığı vicdansızlığa karşı kazandığı “onur” zaferiyle, tüm Türkiye, verilmemiş bir savaşı, savunulmamış bir ulusal vicdani olduğunu anımsamaktadır.
***

Güldal Mumcu, Türkiye’ye Uğur Mumcu’yu ve onunla birlikte faili meçhul cinayetlere kurban giden birbirinden değerli aydinlari, “demokrasi şehitlerimizi” unutturmuyor!

Güleç gözlerini kisip, “dinle” dedi. “Sana bir haberim var: Ben CHP’den aday oluyorum, galiba...”

Ağzıma attığım kurabiye parçasıyla boğuluyordum, az kalsın. Yıllardır politikaya atılsın istiyorduk, hepimiz, tüm takim. Çünkü bir arkadaş takimiyiz biz. Değişik partilerden defalarca milletvekilliği önerilmiş, hiçbirini kabul etmemişti. Ben daha çılgınca hayaller bile besliyor, “N’olur bir parti kuralım, sen başına geç...” diye yalvarıyordum. Onun için ve onunla, cehenneme bile giderim, bu kadar açık (ve inanın, çok azdır böylesine gözü kapalı güvenip izleyeceğim insan sayısı). Ama Güldal, kendine özgü muzip tınısıyla “Yok canim!” diye bir kahkahayla yanıt veriyordu her seferinde, benim çılgın projelerime.

Nereden milletvekili olacağı henüz belli değildi, ama ailesi ve gönül bağı İzmirliydi, İzmir’i istiyordu.

Duyduğum sevinç, umut çiçekleri açtırdı içimde. Güldal Mumcu, hayatımda tanıdığım en düzgün, en birikimli insanlardan biri değildi yalnızca. En güvendiğim, eğilmeyeceğine, bükülmeyeceğine, sözünü tutacağına ve Türkiye’ye çok yararlı olacağına emin olduğum insandı.

Güldal politikaya atılıyorsa, politikada umut vardı. Güldal vekili olursa, umut vardı millet için. Evet, aynen böyle düşündüm, 25 Mayıs’ta Ankara’da aldığım müjde üzerine.
***


Dün Vatan’da Mine Şenocakli’nin, İzmir’den CHP milletvekili adayı Güldal Mumcu’nun seçim kampanyasına dair gözlemlerini beğeniyle okurken (çünkü doğruya içtenlik katmıştı), nedense Alain Bashung sesi yankılandı kulaklarımda, bir şarkisinin sözlerini hatırladım:

“Arabalarin arka koltuklarında

Seçilir muktedirlerin hayal

Yalakalarin meyal gölgesi

Umurunda olmasın Josephine!

Suyun üzerinde yürümek Tuzağa düşmemek

Pabuç eskitmek, eksiltmek yolsuzu

Cüret edin Josephine, düşün öne!

Cüret edin, cüret edin...”

Bazi insanlar soylu doğar. Cüret etsinler yeter, ne yaparlarsa iyi yaparlar. Güldal Mumcu, böyle bir insan ve bu kez cüret ediyor. İzmir’e Güldal, Güldal’a İzmir’e çok yakişiyor. İzmir kendisine vekillik verirse, milletine yararli olmak için göstereceği başariya, kurduğu, yönettiği ve yücelttiği gazetecilik referansi, UMAG vakfi kanittir.

 

Bir klas duruş: Güldal Mumcu

Ahmet Hakan  /  HURRIYET.COM.TR   /  18.06.2007

GELİN, o uğursuz günü bir kez daha hatırlayalım:

Soğuk bir kış günüydü...

"Bir keskin kalem"i susturan o kalleş bomba patlamış ve geriye "bir kırık gözlük" kalmıştı.

Herkes yüreğinin ta derinliklerinde hissetmişti acıyı...

Her yanı derin bir empati duygusu sarmıştı...

Şöyle bir empati:

Otomobilinizi çalıştırıyorsunuz ve "güm" diye patlıyor!

Buraya kadar gelinebiliyordu ve ötesi tahayyül edilmiyordu.

Yani "Çevirdim anahtarı apansız bir ölüme / Şarapnel parçaları saplandı ciğerime" kısmına girilmiyordu.

İşte o günlerde...

Tanıdık, tanımadık herkes metaneti elden kaçırmıştı.

Öfke vardı, gözyaşı vardı, ağıt vardı...

Başka da bir şey yoktu.

* * *

Ama durun bir dakika! Başka bir şey vardı:

Patlayan bombanın en fazla etkilediği kadın, yani Güldal Mumcu, o bombayı koyan kalleşlere öyle bir "klas duruş" yanıtı veriyordu ki, dost düşman herkes "öldürülen bir kocanın ardından katillere verilen bu muazzam ders"in etkisi altına giriyordu.

Şöyle bir ders:

Cenaze töreninde hiç gözyaşı dökmedi.

İki çocuğuyla birlikte, vakur bir şekilde, başı dik yürüdü...

Bakışlarına sirayet eden yiğitlik, katillere "Başaramadınız" mesajı verdi.

Herkes gibi ben de acayip etkilenmiştim bu duruştan...

Ama Güldal Mumcu’nun asıl etkileyici yanı, o uğursuz günden bugüne kadar sergilediği duruşla ortaya çıktı...

Cenazedeki klas duruş, o günden bugüne sarsılmadan devam etti.

Asla yalvarıp yakarmadı. Asla ödün vermedi. Asla peşini bırakmadı.

Asla kocası öldürülen bir kadın olarak, bunu bir imtiyaza çevirmeye tenezzül etmedi.

Asla kocasının mirasını ayağa düşürmedi. Asla ucuzluk, basitlik yapmadı.

* * *

Ve Güldal Mumcu şimdi siyasete giriyor.

CHP İzmir Birinci Bölge’den birinci sıra adayı...

Geçen gün, CHP Genel Merkezi’nde, Baykal’ın makam odasında karşılaştım kendisiyle... El sıkıştık... Başarı diledim...

Ve baktım:

Güldal Mumcu’nun bakışlarına sirayet eden o yiğitlik, tıpkı cenaze gününde olduğu gibiydi... Yani katillere inat, taptaze ve zerre kadar tavsamamış!

 

'Yazıklar Olsun!'

Nilgün Cerrahoğlu  /  CUMHURİYET  /  05.02.2007

Güldal Mumcu anlatmıştı:
"Başbakan yardımcısı olduğunda Ecevit 'i ziyarete gittim. Dedim ki: 'Sayın Ecevit, kontrgerillayı Türk siyaset hayatında ilk telaffuz eden lider sizsiniz. Bizim size neyin ne olup olmadığını söylememiz gereksiz. Emir buyursanız da olay bir daha gözden geçirilse, bakılsa...'
Ecevit ne dese beğenirsiniz?:
'Bana da suikast girişiminde bulunulmuştu. O suikast sorgulanırken ben de duvarlarla karşılaştım. Uğur Bey de arı kovanına çomak sokmuştu...'
Cevap bu... Buz kestim. Çünkü bu artık sözün bittiği yerdi..."
"Uğur hayatta olsaydı ne tepki verirdi" diye sorduğumda:
" 'Yazıklar olsun size!' diye bir yazı yazardı" demişti Güldal Mumcu: "Öldürülen aydınlar için Ecevit'ten bu cevabı alsaydı, 'Yazıklar olsun!' diye yazardı..." ( "Annem Batıya Gidin Dedi" s. 250)
Güldal Mumcu ile bu röportajı sekiz yıl önce yapmıştım. Ecevit'in devlet katında o dönemde temsil ettiği zihniyetin bugün aynen devam ettiğini görüyorum.
Uğur Mumcu'nun yapmış olduğu gibi, tıpkı Hrant Dink 'in de "arı kovanına çomak soktuğu" düşünülüyor... Ve "kovana çomak sokanları bir bir avlayan" tüm diğer cinayetlerde olduğu gibi, karşımıza yeniden o bildik, tanıdık "duvarlar" çıkıyor.

Replik aynı: Kurumlar yıpratılmasın!

Verilen tepkiler de aynı...
Bunu da konuşmuştuk Güldal Mumcu'yla.
"Ne söylerseniz söyleyin, aynı repliklerle karşılaşıyorsunuz" demişti Güldal: "Müzik kutusu gibi. Açtınız mı beş şarkı var, beş tane çalıyor... Hemen 'Devletin kurumları yıpratılmasın' deniyor. Devletin kurumlarını sorgulamak onu yıpratmak değildir. Devleti, kurumları gerektiği gibi işletemeyenler yıpratır... Devleti zaafa uğratanlar asıl devleti koruma duygusuyla hareket edenler... Olayları açığa çıkarsalar, devlete güven artar. Basın ya da halk niye devletine güvensiz yaşamayı tercih etsin ki?"
Bugün Ogün SamastAtatürk 'ün sözleri önünde kadrajlayan...
Onunla kol kola, omuz omuza fotoğraf çektiren...
Üstüne üstlük eline ay-yıldızlı bayrağı tutuşturan polis ve jandarmanın "pozisyonu" (!) karşısında söylenenler de aynı değil mi:
"Kurumları yıpratmayın!"

Savsaklanan zihniyet devrimi

Mumcu'dan bu yana demek hiçbir şey değişmemiş. "Hukuk devleti" olma yolunda tek adım kat edilmemiş. Türkiye oysa bu dönem zarfında "Kopenhag Kriterleri" ni (güya) yerine getirdi, (güya) "AB adayı" oldu ve (güya) Brüksel'le "müzakereye" oturdu!
Tüm bu sürecin "güya!" düzeyinde kalmasının anahtarı tam da işte bu; "Mumcu'dan Dink'e değişen hiçbir şeyin olmamasıdır..."
Tüm bu aşamalarda AB yetkililerinin bize tekrar tekrar söylediği şey neydi?
"Size bir zihniyet devrimi lazım! Kâğıt üzerinde uyum yasaları ve yasal değişikliklerle bu yolu yürüyemezsiniz. Hukukun üstünlüğünü hayata geçirmediğiniz sürece bu sınavı veremezsiniz!"
Haksızlar mı?
"Zihniyet devriminin" yolu, aynaya bakmaktan geçiyor.
Cinayeti izleyen birkaç gün, ilk kez bunun yapılabileceğini düşünmüştüm.
Hrant'ın arkasında bıraktığı "güvercin" yazısı, çünkü başka hiçbir nedenle olmasa dahi, bizi "ahlaken" ve "vicdanen" buna zorluyordu...
Uğradığı düş kırıklıklarını ve haksızlıkları -bilinçli ve sistematik bir kuşatmayla- mahkûm edildiği o çıldırtıcı "yalnızlaştırma süreci" ve de "güvercin tedirginliği" ni, nokta, virgül anlatmıştı çünkü verdiğimiz son kurban...
Vicdanları yaralayan bu yazı, iki gün gündemde kalabildi ve başdöndürücü bir hızla arşive kaldırıldı.
Kamuoyu bu arada çünkü "Hepimiz Ermeniyiz!" sloganının oltasına takılmıştı! Sorulması gereken en kilit soru, "Yüz bin kişiyi cenazede bir araya getiren 'tutkal' neydi?" sorusu, bu nedenle sorulamadı bir türlü...
Derken.. bir kolunda polis, bir kolunda jandarma, elinde bayrak.. katilin o malum fotoğrafı yayımlandı. Bu kareden de bula bula "Hangi karakol" sorusu çıkarıldı... E pes!
"Bilge 'ay' ı göstermiş, ahmaklar parmağa bakmış!" diyen eski bir Çin atasözü vardır...
"Zihniyet devriminden" kaçanlar, hepimizi ahmak yerine koyuyor. Şaha kalkan bir büyük dezenformasyon hamlesi ha bire bize "bilgeyi" değil, "parmağı" gösteriyor...

Durum böyle olmasa bu kadar çok gazeteci -aynı anda- bu kadar baskı, bu kadar tehdit ve böyle bir gözdağı bombardımanıyla kuşatılır mı?



Uğur Mumcu'ya Özlem

Derya Sazak  /  MİLLİYET  /  25.01.2007

On yıl önce Uğur Mumcu'nun ardından 'gözlerimin yaşına bak' diye sel olan milyonların acısını bastıran ortak duygu şu olmuştu:
     Aydınlarını koruyamayan bir ülkede Mumcu suikastının 'faili meçhul' kalmaması için devlet adına 'namus sözü' veren iktidarların peşini bırakmayacak, 'Uğur Ağabey'i unutmayacaktık.'
     Halk sözünü tuttu.
     Uğur Mumcu her yıl özlemle anılıyor, Cumhuriyet gazetesindeki köşesindeki yazılarının değeri, onu susturanların amaçladıklarının aksine daha çok değer kazanıyor. Genç kuşaklar Mumcu'yu, cesur eşi Güldal Hanım'ın yönetimindeki Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı'nın (um:ag) yayımladığı kitapları okuyarak, etkinliklere katılarak tanıyorlar. Böylece Mumcu'nun taşıdığı Cumhuriyet Türkiyesi'nin aydınlanmacı bayrağı, demokrasi, özgürlük ve hukuk mücadelesi geleceğe taşınıyor.
     Mumcu unutulmadı.
     Halk sözünü tuttu.
     Ya devlet?
     Mumcu suikastı aydınlatılabildi mi?
     Yeni 'faili meçhuller'in önü alınabildi mi?
     Ahmet Taner Kışlalı korunabildi mi?
     Abdi İpekçi'den Çetin Emeç'e, Muammer Aksoy'dan Bahriye Üçok'a, Onat Kutlar'a uzanan 'aydın cinayetleri'nin gizi niye çözülemiyor? Ankara'daki Hablemitoğlu, Diyarbakır'daki Gaffar Okkan'ı kimler öldürdü?
     Cumhuriyet gazetesinin 'Uğur Mumcu özel sayısı'nda eşi Güldal Mumcu içinde taşıdığı kuşkuyu Işık Kansu'yla paylaşmış:
     "Davayı soruşturan DGM savcısı şubatın 18'inde, yani olaydan 25 gün sonra eve benim bilgime başvurmaya geldiğinde 'Bu işi devlet yapmıştır. Siyasi iktidar isterse çözer' demiştir.
     Bu suikastı gerçekleştirenlerin ardındaki güçler tümüyle ortaya çıkmadığı sürece, bu cinayetlerin hepsi faili meçhul bence. Tetikçileri bulup, bunların arkasındaki yapılanmayı ortaya çıkarmamak işin kolayına kaçmak olur. Hatta işin siyasi yanını görmemek olur."
     Güldal Mumcu, vicdanlara seslenmek yerine dünyada 'insan' olarak yaşamanın gereği sorgulama refleksini anımsatıyor:
     "Hem kişiler, hem toplumlar, terörün desteklenmesi olgusuyla yüzleşmedikleri sürece bu dünyada ne terör kalkar, ne de savaş!"
     Terör kurbanı Uğur Mumcu, öldürülen öteki aydınlar, İpekçi'ler, Kışlalı'lar gibi barış adamıydı.
     Körfez Savaşı ardından PKK terörü Güneydoğu'yu kuşattığında ABD'nin 'Çekiç Güç'le bölgeye yerleşme stratejisine 'Sevr' örneğinden hareketle karşı çıkmıştı:
     "Çekiç Güç ne anlama geliyor? Ülke savunmasının bir bölümünü 'taşeron'a vermek anlamına geliyor. Hem bu anlama geliyor hem de Irak'ın iç işlerine karışma anlamına. İşlev bununla da bitmiyor. Çekiç Güç, Kuzey Irak'ta oluşan 'Kürt federe devleti'nin kurulup gelişmesini sağlıyor. Sevr Anlaşması'nın uygulanması anlamına geliyor."
     Defalarca yazmıştı:
     'ABD, Ortadoğu'yu gün geçtikçe egemenliği altına alıyor.'
     Mumcu'yu unutmayacağız.



22 Ağustos'u Anımsamak

Işık Kansu   /  CUMHURİYET  /  21.08.2006

Hedefe doğru

Yarın Uğur Mumcu 'nun doğum günü. Onun adını ve ilkelerini yaşatan Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (um:ag) Başkanı Güldal Mumcu 'ya sorduk:
- um:ag büyüdü, serpildi mi?
Mumcu - um:ag kurulalı yaklaşık 12 yıl oldu. Vakfı; Uğur Mumcu'nun öldürülmesinin ardından, toplumsal yılgınlığı aşmak, Uğur'un gazetecilik anlayışını sürdürmek; yapıtlarını, yazılarını, araştırmalarını düzenli bir biçimde kamuoyuna sunmak amacıyla kurmuştuk. Araştırmacı gazetecilik programında çok büyük bir aşama kaydettik. Programımızı bitiren 26 kişi bugün fiilen basında çalışmaktadır. Amaçlarımız açısından sevindirici bir gelişmedir bu ve bir düzeyi yakaladığımızın kanıtıdır. Açtığımız yaz okulu ile de çocuklara bir yandan gazetecilik, bir yandan da sanatı sevdirmeye çabalıyoruz.
- Yeni yayınlar düşünüyor musunuz?
Mumcu - Faili meçhul cinayetlerle ilgili bir araştırma üzerinde çalışıyoruz. Geçmişte öldürülen insanlarımız ile ilgili dava dosyalarına, belgelere ve yakınlarına ulaşıyoruz. Faili meçhul cinayetlerle ilgili derinlemesine bilgiler içeren bir dizi kitap olacak bu çalışma. Ayrıca, Türkiye'deki siyasi cinayetlerin ve siyasi davaların bilgilerini içeren bir merkez oluşturma niyetindeyiz. Bu merkezi yaşama geçirmek için duyarlı dostlarımızdan destek bekliyoruz.
- Vakıf olaraz hedeflediklerinizi gerçekleştirdiniz mi?
Mumcu - Hedeflediğimiz noktaya ulaşıyoruz diyebilirim. Tam hedeflediğimiz bir noktada değiliz kuşkusuz... Yaşam akan bir süreç. Uğur Mumcu'nun adına layık olmaya yönelen çabalarımız sürecek.
- Rotanız oturdu yani...
Mumcu - Rotamız doğru yerdedir. Çünkü pusulamız Uğur Mumcu'dur.



'Katiller Kahraman Oldu'

Işık Kansu  /  CUMHURİYET  /  18.01.2006

**Tahliye ile toplum üzerinde ''sormayın, soruşturmayın'' baskısı yaratılmak istendiğini söyleyen Mumcu, ''Faili belli olanı bu kadar koruyup kollayan bir yapı, faili belli olmayanı arar mı hiç?'' diye konuştu.

ANKARA - Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik (um:ag) Vakfı Başkanı Güldal Mumcu , Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi 'nin katili Mehmet Ali Ağca 'nın tahliye edilmesini, ''Cinayet işleyenlerin bu şekilde dışarı çıkarılması, en çok, toplum üstünde yılgınlık yaratmaya yarayacaktır. Topluma, sormayın, soruşturmayın, hakkınızı aramayın, nasılsa bir sonuç çıkmayacak demeye getiriyorlar'' sözleriyle değerlendirdi. Ağca'yı geçmişte tutuklu bulunduğu cezaevinden çıkaran güçler ile bugün serbest bırakılmasına göz yuman güçlerin aynılığına inandığını kaydeden Güldal Mumcu, ''Faili belli olanı bu kadar koruyup kollayan bir yapı, faili belli olamayanı arar mı hiç? Aramaz. Onu kolluyor çünkü'' dedi.
Mumcu, Ağca'nın serbest bırakılmasıyla ilgili görüşlerini Cumhuriyet 'e açıklarken ''Ortada bir cinayet var. Bu cinayetin yaptırımı meydanda. Bunun karşılığında cinayeti işleyen kişi cezanın gerektirdiği süreyi hapishanede geçirmezse kamu vicdanında adalete olan güven sarsılır. İpekçi'yi öldürmüş, cinayet işlemiş bir caninin yasa hükümleri hiçe sayılıp gereken cezayı yeterince çekmeden salıverilmiş olması, herkesin vicdanını rahatsız eder'' diye konuştu.
Güldal Mumcu, İpekçi'nin öldürülmesiyle ilgili ikinci davanın Uğur Mumcu'nun o dönemde olayı ve dava dosyasını inceleyerek yaptığı yayınlar üzerine açıldığını anımsatarak sözlerini şöyle sürdürdü:
''Uğur Mumcu, İpekçi cinayetini irdeledi ve ikinci davanın açılmasını sağladı. O dönemde İpekçi cinayeti ve Papa suikastı konusunda, bu olayları araştıran ve irdeleyen Ağca Dosyası ve Papa-Mafya-Ağca adlı iki kitap yazdı. Bu suikastlarla ilgili, köşesinde o kadar çok yazı yazdı ki, bazı kişiler ve hatta meslektaşları, bu konular hakkında o kadar çok yazı yazmasını kınadılar. Gerçekte ise o, fikri takip diye adlandırdığı, bir olayı sonuna kadar takip etme alışkanlığını gazeteciliğe getirmek istiyordu. Bunu birçok yazısında altını çizerek belirtmiştir. Toplumda sorgulama geleneği gelişmezse olayların aydınlatılması, bağlantıların ortaya çıkması zorlaşır. Ülkemizde artık her bir bireyin bu konuları sormasının zamanı gelmiştir. Ağca, Papa suikastı öncesi hapishaneden kaçırılmıştı. Hapishaneden bir mahkûmun kaçırılması belli bağlantıları olduğunu gösterir. Gerçekler bütün çıplaklığıyla ortada ama yetkililer bunu itiraf edemiyorlar. Aslında kral çıplak.''
Son günlerde yaşanan tablonun Ağca'yı hapishaneden kaçıran güçler ile serbest bırakan güçlerin aynılığına işaret ettiğini belirten Güldal Mumcu, ''Zaten Ağca tutuklandığı ilk günden itibaren fütursuzca ve rahatlıkla 'Ben çıkacağım' sözünü söylemişti. Ağca, Papa'nın canına kastetmek suçunun cezasını çekti yaklaşık 20 yıl boyunca İtalya'da. Ancak Türkiye'de işlediği cinayetten yatmadı'' diye konuştu.
Ağca'nın tahliyesinden sonra gelişen olaylara da değinen Mumcu, şu görüşlere yer verdi:
''İpekçi ailesinin gösterdiği tepki son derece haklı. Cezaevinden çıkan Ağca'nın yakınları gayet rahat bir biçimde 'Bir de Abdi İpekçi'nin kimliğine bakmak lazım' diyorlar. Yani bir kişinin kimliği bir cinayeti haklı çıkarırmış gibi, faşizan bir duyguyla insanların üstüne geliyorlar. Katledilen kişinin yakınlarını sindirmeye çalışıyorlar, neredeyse suçlu konumuna düşürüyorlar. Cinayet işleyenden utanma beklenmez ama, biraz geriye çekilmek ne kelime, bir de çok haklılarmış gibi bir tavır sergiliyorlar. Oysa haklı olan biziz. Davayı sonuna kadar götürmek zorunda bırakılan biziz. Arkamızı dayayacak adalet bulmakta zorlanıyoruz. Öyle bir ülke haline geldik ki, bu ülkede cinayet işleyenler kahraman haline geldiler. Katiller, bayraklarla karşılanıyorlar, kahraman muamelesi görüyorlar.''
Güldal Mumcu, Ağca'nın faili meçhul cinayetler zinciri içinde ''belli olan fail'' konumunda bulunduğuna da dikkat çekerek şunları söyledi:

''Faili belli olanı bu kadar koruyup kollayan bir yapı, faili belli olmayanı arar mı hiç? Aramaz. Onu kolluyor çünkü.''

 

Güldal Mumcu Haklı Çıkarken

Murat Yetkin  /  CUMHURİYET  /  08.01.2002

2000 Mayıs'ında hükümet Uğur Mumcu'nun katil zanlılarının yakalandığını açıkladığında, kendisini umut dalgasına kaptırmayan tek kişi vardı. Dün Ankara DGM'de sonuçlanan dava ne yazık ki bir tek onu, Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'yu haklı çıkardı.
Mahkeme, yargılananlardan kimin Uğur Mumcu'yu öldürmekten suçlu olduğunu açıklamadı.
Türk Ceza Kanunu'nun 'Anayasa'yı silah zoruyla değiştirmek' suçunu öngören 146'ncı maddesi gerekçesiyle verilen üç idam cezası, eğer onaylanırsa, Türkiye'nin AB dosyalarına ek yük getirecek.
Ama Mumcu davasına adalet getirecek mi?
Oysa, Başbakan Ecevit, 2000 Mayıs'ında,
"Haberler kesin, katil yakalandı" derken sesi sevinç doluydu. O zaman çalıştığım gazete adına bu açıklamayı Başbakan'dan alan ilk gazeteci olmak da bana sevinç vermişti.(*)
Zanlı, dönemin İçişleri Bakanı Tantan'ın gözaltına alındığını açıkladığı dokuz şeriatçı militan arasındaydı. Mumcu'nun avukat kardeşi Ceyhan Mumcu bu açıklamalar üzerine "Tantan'a güveniyorduk, faillerin yakalanması sürpriz olmadı" derken, Güldal hanım susuyordu.

Gerçeği istiyoruz

Zanlılara, 11 Mayıs sabahı Ankara'da, Uğur Mumcu'nun 24 Ocak 1993'te bombalı bir suikastla öldürüldüğü Gaziosmanpaşa'daki evinin önünde yaptırılan tatbikat sonrası, yetkililer cinayetin açığa çıktığından artık emin olduklarını söylüyorlardı. Polis kaynaklarının muhabirlere ayrıntılarıyla anlattığı gibi, işte arabayı ters park etmişler, ama yedi yıl aradan sonra
'zanlılar bunu fark etmişlerdi'.
İçişleri Bakanı Tantan, "Sırada diğer faili meçhul cinayetler var" dedi. Gerçekten de birkaç gün sonra 'Ahmet Taner Kışlalı'nın katilinin de aynı kişiler olduğu' haberleri yayılmaya başladı.
Ama tatbikatın yapıldığı o gün işlerin pek de söylendiği gibi gitmediğini gören biri vardı.
Güldal hanımla, tatbikattan sonra, öğle saatlerindeki konuşmamızın ardından,
"Bunları yazmak istiyorum" dedim. "Siz bilirsiniz" dedi.
"Umutlu olmak istiyorum, ama henüz umutlu söyleyecek kadar bilgi sahibi değilim" diyordu Güldal Mumcu. Tantan aramış, bilgi vermiş, "Olumlu gelişmeler var. Biraz sabredin" demişti.
Güldal hanım şöyle devam ediyordu: "Daha önce de birkaç kez katilin bulunduğu söylenmişti. Dosya mahkemeye çıksın. Cinayetin önünde kim var, arkasında kim var, tetikçisi kim bir görelim. Dosyayı görmeden umutluyum diyemem. Biz gerçeği istiyoruz. Gerçek her ne ise, onu istiyoruz."
Güldal Mumcu'nun bu sözlerinden sonra hem kamuoyu hem hükümetteki hava dönmeye başladı.
Hatta, 22 Mayıs'ta DGM Başsavcısı Cevdet Volkan ve soruşturma savcısı Hamza Keleş'in Başbakan Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'a gidip 'polisteki sızıntının işlerine engel olduğu' şikâyetinden sonra Ecevit de, Tantan da daha temkinli konuşmaya başlamışlardı.
Hatta pek konuşmaz olmuşlardı.
Nihayet, 12 Haziran'da Ecevit Diyarbakır'dan Ankara'ya dönerken gazetecilerin "Size yakalanma konusunda yanlış bilgi mi verdiler?" sorusu üzerine şunları söylüyordu:
"Yakalandıklarında 'Ben işledim' deyince, ilk refleks bunu doğru kabul etmek oldu. Ama bazıları yanlış çıktı. Kim bilir, belki de birileri başkaları adına yükleniyor."
Ecevit bu sözlerinden sonra bir daha Mumcu cinayetini araştırma, ya da 'Umut Operasyonu'na değinmedi.
Ankara DGM'deki dava 2000 Ağustos'unda açıldı ve dün sonuçlandı.
Ayrıntılar Adnan Keskin'in haberinde ama,
24 sanık üzerinde toplam 22 eylem var. Bunların içinde Mumcu, Kışlalı, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy'un öldürülmesi de bulunuyor.
Henüz hangi sanığın kimin öldürülmesinden sorumlu olduğu, dünkü kısa kararda
açıklanmış değil.
Yani 146/1'den idam cezasına çarptırılan, yasadışı 'Tevhid-Selam' örgütü üyesi oldukları açıklanan Ferhan Özmen, Necdet Yüksel ve Rüştü Aytufan'dan hangisinin Mumcu'yu ya da diğer aydınları öldürdüğü, kamuoyunca bilinmiyor.
Gerekçe açıklandığında, hükümet yetkililerinin ne dediğinden çok, Güldal Mumcu'nun ne diyeceğine bakacağız.
Çünkü, artık onun kararı kamuoyunu tatmin
edecek.
(*) 8 Mayıs 2000, Sabah

 

Uğur Mumcu Vakfı'nda bir gün

Doğan Hızlan  /  HÜRRİYET  /  24.12.1999

UĞUR MUMCU VAKFI'nda bir gün geçirdim.
Vakıf yönetiminin açtığı Araştırmacı Gazetecilik Kursu'nda, basın, kültür, sanat ilişkisi üzerine konuştum.
Önce Vakıf'ı tanıtayım.
Dört katlı bir bina. İçinde bir sergi salonu, bir konferans salonu var.
Şimdilik, salonda çocuklara sinema gösteriliyormuş. Sinematek'e dönüşmesi çok iyi olur. Ankara, yerli ve yabancı sinema tarihini bu gösterilerden öğrenebilir.
Sergi salonunda da, Ara Güler'in fotoğrafları sergileniyor.
Yıkıp yaktığımız, güzelliklerini hovardaca harcadığımız eski İstanbul'un siyah-beyaz fotoğrafları. Her biri üzerine bir İstanbul mersiyesi ya da övgüsü yazılabilir.
Vakıf binasından içeri adım atar atmaz, bir araştırma kurumunun ciddi havasını hissediyorsunuz.
Dönem dönem öğrenciler burada kursa geliyor. Elbette buradaki sıfatları öğrenci ama onların hepsi de üniversiteyi bitirmiş.
Gazeteciliğe başlayabilmek için bilgilerini, görgülerini bileyip, deneyim kazanıyorlar.
Uğur Mumcu adına bir vakıf kurulmasında çok sevinçliyim. Çünkü bu alçakça ölümlerin ardından ağıtlar yakılır, yazılar yazılır sonra da unutulur gider.
Oysa Güldal Mumucu, çocukları Özge ve Özgür, onun adını ciddi bir biçimde yaşatabilmek için en doğru yolu seçmişler ve gerçekleştirmişler.
Bu işin öncülüğünü yapan, ağırlığını kişiliğiyle taşıyan Güldal Mumcu'yu bir çok kişinin örnek almasını öneririm.
Uğur Mumcu'nun eserleri yayınlanıyor, bir çok genç gazetecide tutkusu, meslek onuru yaşıyor.
* `* *
DOKUZ genç arkadaşla basın, gazete, dergi ve bu organlarda sanatın, kültürün yer alışı, onlara yansıyışı üzerine konuştuk. Haberden yoruma, köşe yazısına kadar ayrıntılı bir söyleşiydi.
Biçimden başlayıp içeriğe kadar estetiğin basındaki rolünü konuştuk.
Dokuz genç arkadaşın adını buraya almak istiyorum:
Aslıhan Candır, Cengiz Demirhan, Derviş Refiker, Kemal Göktaş, H.Nail Şenatalar, Özgür Çakmakçı, Ragıp Cem Kurter, Serhat Akça, Yakup Karbuz.
Bir gün gelir de onları ünlü birer gazeteci olarak gördüğünüzde belki hatırlarsınız.
Ben onların meslekteki gelişim çizgilerini izleyeceğim.
Dokuzu da yüksek öğrenimlerini yapmış, alanlarında donanımlılar. Gazeteci olmak istiyorlar. Tutkularının ardına düşmüşler.
Gazeteciliğin dünyayı algılamada, ülkesini anlamada en çok bilgi isteyen uğraş olduğunun bilincindeler.
Gazetecinin artık her şeyi bilen değil, bir şeyi iyi bilen bir uzman olduğu doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyorlar.
Vakıf'ların yararına inanıyorum.
Çalışmaları yönlendiriyorlar, geliştiriyorlar. Ayrıca genç kuşakların yetenekleri, istekleri doğrultusunda çalışmalarını sağlıyorlar.

GENÇ kuşakla görüştükçe, konuştukça, tartıştıkça umudum artıyor.

Ankara'dan iyimser bir ruh haliyle İstanbul'a döneceğim. Onların meslekteki yükselişlerinin tanıklığını yapmak beni gerçekten sevindirecek.

 

Katilin robot resmi...

Oktay Ekşi   /  HÜRRİYET  /  25.01.1998

Son rapor sayesinde umuyoruz ki pek çok olay aydınlanacak. Ve belki de, ölümünün beşinci yıldönümünde dün kendisini sevgiyle andığımız Uğur Mumcu olayı dahil pek çok olayın esrar perdesi kalkacak.
Örneğin 1990'ın Ekim ayında öldürülen Doç. Dr. Bahriye Üçok ile 1992 Eylül'ünde öldürülen Musa Anter olayları belki de bu sayede aydınlanacak.
Aradan 20 yılı aşkın süre geçtiği için 1 Mayıs 1977'de Taksim Meydanı'nda işçiler miting yaparken kalabalığın üzerine ateş eden ve -yanılmıyorsak- 92 kişinin ezilerek yahut vurularak ölmelerine yol açanların ortaya çıkartılabileceğini söylemiyoruz. Çünkü bulsanız bile ''O olaylar zamanaşımına uğradı'' derler.
O nedenle eski Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu'nun Nisan 1978'de aynen Bahriye Üçok gibi, evine gönderilen bombalı bir paketin patlaması sonucu öldürülmesinin de artık ele alınabileceğini iddia etmiyoruz. Çünkü bizim yetkililer kımıldayıp da konuyu incelemeye başlayıncaya kadar onun da 20 senesi dolmuş olur.
Neden bunlardan söz ediyoruz da örneğin Muammer Aksoy'un, Çetin Emeç'in, Turan Dursun'un öldürülmelerini saymıyoruz biliyor musunuz?
Biz Aksoy'un, Emeç'in ve Dursun'un Türkiye'deki laik kesime gözdağı vermek isteyen ve Türkiye'de birçok cinayete karışan İran gizli servisi veya onun tuttuğu kiralık katiller tarafından öldürüldükleri inancındayız.
Oysa ötekilerin arkasında, ''elinin ne kadar kirli'' olduğu Kutlu Savaş'ın raporuyla bir kere daha ortaya çıkan devletin -özellikle MİT'in- bulunduğu iddialarına artık biz de ciddiyetle kulak veriyoruz.
Zaten resme bu açıdan bakınca sözünü ettiğimiz olayların yani -hadi çok eskileri bir yana bırakın- Üçok, Anter ve Mumcu cinayetleri soruşturmalarının neden bir milimetre olsun ilerlemeden rafa kaldırıldığını açıklayabiliyorsunuz.
Kaldı ki Mumcu olayının soruşturmasını yapan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Ülkü Coşkun'un, Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'ya, ''Bu iş ancak devlet isterse çözülür'' anlamında sözler söylediği ve Coşkun'un ''görevini savsakladığı'' yargı hükmüne bile bağlandı.
Savsaklanma o kadar bariz idi ki, daha ilk dakikalardan itibaren ''delil toplama'' bahanesiyle ''delillerin süpürülüp yok edildiği'' ortaya çıktı. Keza Çetin Emeç'i öldüren İslami Hareket isimli örgütün lideri Şefik Polat iki kere yakalandı, ama ikisinde de polis, Polat'ı serbest bıraktı.
İslami Hareket örgütü elemanlarının yakalanmalarıyla ilgili tutanakların tarihleri her nedense tahrif edildi (değiştirildi). Mumcu'nun öldürülmesinden 10 dakika önce olay yerinde olduğunu söyleyen Ayhan Aydın isimli biri, tanık olarak ortaya çıktığına bin kere pişman edildi.
Bu da yetmedi TBMM'nin ''Faili Meçhul Cinayetleri'' araştırmak amacıyla geçen dönemde kurduğu Araştırma Komisyonu'nun çalışmaları engellendi. Bunu Komisyon Başkanı Sadık Avundukluoğlu çok söyledi, ama kimseye işittiremedi.
Ama katilin yüzünü göremesek de artık robot resmine sahibiz.

Ölümünün beşinci yıldönümünde Uğur Mumcu hâlâ gerçekler ortaya çıksın diye tüm şer güçleriyle boğuşuyor. Çünkü kendi katilini bulacağını biliyor.

Anasayfa   l   Biografi   l   Haber Arşivi   l   Köşe Yazıları   l  Röportajlar   l   Konuşmalar   l   Linkler  l  Bölge ve Adaylar