25 Mayis 2007, Ankara. Uğur Mumcu
Araştırmacı Gazetecilik Vakfi UMAG’in dördüncü kati. Vakif
Başkanı’nın kendisine benzeyen zarif ve ferah bürosunda, çay içip kurabiye
atıştırıyorum iştahla. Özge’yi bekliyoruz. Hep birlikte konferans salonuna ineceğiz, az sonra. Son
yıllarda hiçbir konferans kabul etmiyorum aslında. Ne zaman
ağzımı açsam, bir olay çıkıyor, hedef gösteriliyorum. Ben de
hattı bırakıp sathi müdafaaya çekildim, korumaya aldım kendimi. Ama UMAG başka.
Hele başkanı...
***
Dünyada çok az insan, vicdan sahibidir. Vicdan orta mali değil, herkesin
harcı hiç değildir. Alınamaz, verilemez, pazarlanamaz. Dile düşünce büyüsü uçup giden bir sır gibi, söylenmeden
taşınan, göstermeden hissettirilen bir haslettir ve zaten, ancak böyle etkilidir.
Vicdanlı insan az olduğunca, “siz” gibi yapan çoğunluklara
aslında onların da birer vicdani olduğunu; susturup
unuttuklarını anımsatabilen, vicdanlıların şayisi daha da
azdır.
UMAG Başkanı Güldal Mumcu, işte bu anlamda bir vicdandır.
Türkiye’nin vicdanidir.
Çünkü taşidiği vicdan, onun önce dayandığı, sonra direndiği ve mücadeleye
başladığı vicdansızlığa karşı kazandığı “onur” zaferiyle, tüm Türkiye, verilmemiş bir
savaşı, savunulmamış bir ulusal vicdani olduğunu
anımsamaktadır.
***
Güldal Mumcu, Türkiye’ye Uğur Mumcu’yu ve onunla birlikte faili meçhul cinayetlere kurban giden birbirinden değerli aydinlari, “demokrasi şehitlerimizi” unutturmuyor!
Güleç gözlerini kisip, “dinle” dedi. “Sana bir haberim var: Ben CHP’den aday oluyorum, galiba...”
Ağzıma attığım kurabiye parçasıyla boğuluyordum,
az kalsın. Yıllardır politikaya atılsın istiyorduk, hepimiz, tüm takim. Çünkü bir arkadaş takimiyiz biz. Değişik partilerden defalarca milletvekilliği önerilmiş, hiçbirini kabul etmemişti. Ben daha
çılgınca hayaller bile besliyor, “N’olur bir parti kuralım, sen
başına geç...” diye yalvarıyordum. Onun için ve onunla, cehenneme bile giderim, bu kadar
açık (ve inanın, çok azdır böylesine gözü kapalı güvenip izleyeceğim insan
sayısı). Ama Güldal, kendine özgü muzip tınısıyla “Yok canim!” diye bir kahkahayla
yanıt veriyordu her seferinde, benim çılgın projelerime.
Nereden milletvekili olacağı henüz belli değildi, ama ailesi ve gönül
bağı İzmirliydi, İzmir’i istiyordu.
Duyduğum sevinç, umut çiçekleri açtırdı içimde. Güldal Mumcu,
hayatımda tanıdığım en düzgün, en birikimli insanlardan biri değildi
yalnızca. En güvendiğim, eğilmeyeceğine, bükülmeyeceğine, sözünü
tutacağına ve Türkiye’ye çok yararlı olacağına emin olduğum
insandı.
Güldal politikaya atılıyorsa, politikada umut vardı. Güldal vekili olursa, umut
vardı millet için. Evet, aynen böyle düşündüm, 25 Mayıs’ta Ankara’da
aldığım müjde üzerine.
***
Dün Vatan’da Mine Şenocakli’nin, İzmir’den CHP milletvekili
adayı Güldal Mumcu’nun seçim kampanyasına dair gözlemlerini beğeniyle okurken (çünkü doğruya içtenlik
katmıştı), nedense Alain Bashung sesi yankılandı
kulaklarımda, bir şarkisinin sözlerini hatırladım:
“Arabalarin arka koltuklarında
Seçilir muktedirlerin hayal
Yalakalarin meyal gölgesi
Umurunda olmasın Josephine!
Suyun üzerinde yürümek Tuzağa düşmemek
Pabuç eskitmek, eksiltmek yolsuzu
Cüret edin Josephine, düşün öne!
Cüret edin, cüret edin...”
Bazi insanlar soylu doğar. Cüret etsinler yeter, ne yaparlarsa iyi yaparlar. Güldal Mumcu, böyle bir insan ve bu kez cüret ediyor.
İzmir’e Güldal, Güldal’a İzmir’e çok yakişiyor. İzmir kendisine vekillik verirse, milletine yararli olmak için göstereceği başariya, kurduğu, yönettiği ve yücelttiği gazetecilik referansi, UMAG vakfi kanittir.
|