İzmir CHP ilk sıra adayı Güldal Mumcu neden siyasete atıldığını Mine Şenocaklı'ya açıkladı
Saat üç gibi katılıyorum CHP kortejine Seferihisar’da... Onlar, sabahın köründe Menderes’ten çıkmışlar yola... Hem CHP’nin birinci sıradan milletvekili adayı Güldal Mumcu ile söyleşi yapacağım, hem de kortejle birlikte İzmir’in ilçelerinin siyasi havasını koklayacağım.
Sıcak mı sıcak... Bırakın dolaşmayı, konuşmak bile zor geliyor insana... Güldal Mumcu, her uğrakta tek tek insanların elini sıkıyor, hal hatır soruyor. Tabii ki sadece o değil, 12 CHP adayının da hepsi orada ve hepsi tek tek vatandaşlarla ilgileniyor. CHP listesinde ikinci sırada DSP’den ekonomist, emekli müsteşar Harun Öztürk var. Benim en merak ettiğim konulardan biri de zaten DSP ile CHP’nin bu işbirliğinde ne kadar içten olduğu... Vallahi Güldal Mumcu ile Harun Öztürk arasından su sızmıyor. Sanki ikisi de aynı partiden gibi... Diğer adaylar da aynı samimiyette... Demek ki isteyince oluyormuş, belki de AKP’ye biraz duacı olmalı sosyal demokratlar!
Politikada toy ama...
Aslına bakarsanız, Güldal Mumcu’nun politikaya atılmasında da benzer bir etkisi var AKP’nin... “Neden bu kadar beklediniz siyasete atılmak için?” diye sorduğumda verdiği yanıttan çıkarıyorum Güldal Mumcu’nun: “Artık bardak taştı da ondan...” Mumcu ülkenin bütünlüğünün tehlikede olduğunu düşünüyor. “İşsizlik, yolsuzluk, terör had safhada... Laiklik tartışılır hale geldi... Şeriat daha fazla nasıl tehlike haline gelebilir ki?” diyor.
Kafama takılan başka bir soru daha vardı İzmir’e giderken... ‘Güldal Mumcu’nun seçim tanıtımında Uğur Mumcu’nun kişiliği ön plana çıkıyor mu acaba?’ diye... Hemen hiç! Ne CHP örgütü ne de Güldal Hanım böyle bir kolaycılığa sapmamış. Kolaycılık, zira hangi vatandaşa “Uğur Mumcu’nun eşi” desem, gözleri parlıyor. “Çok değerli adamdı, onun gibisi gelmedi” diye başlıyor söze sağcısı da, solcusu da... Ama Güldal Hanım, kendi söylemi, kendi duruşuyla bu seçimde sandıktan çıkmaya kararlı. Uğur Mumcu davasını soran oldu mu bile kısa kesip, CHP’nin programını anlatmayı ya da vatandaşın derdini dinlemeyi tercih ediyor.
Politikada toy, ama CHP’lilerin söylediğine göre çabuk ısınıyormuş. “Geçen hafta hemencecik el sıkıp, kaçıveriyordu. Şimdi milletin gözünün içine bakıp, uzun uzun elini sıkıyor” diyorlar... “İlk hafta biraz zorlanmışsınız, ama artık işi kapmışsınız” diyorum, gülüyor; “Yok canım, onlar benim elimi bırakmıyor ki!”
Hiç gözyaşı dökmedi!
Saatler geçiyor, sıcak dinmiyor... Benim içim her geçen saatte Güldal Hanım’a biraz daha ısınıyor. Oysa ki, kafamdaki imajı az gülen, acılı, hep vakur durmaya çalışan bir kadındı. Belki de yıllar önce gazeteciliğe ilk adımları attığım günlerde gittiğim Uğur Mumcu’nun cenazesinden zihnimde kalan Güldal Mumcu imajıydı bu... Onbinlerce insan gözyaşı döküyordu... Ve Güldal Mumcu, iki çocuğunun arasında tek bir gözyaşı dökmemeye çalışarak, vakur bir şekilde, başı dik durmaya çalışıyordu... Herkes gibi ben de çok etkilenmiştim bu duruştan...
Aradan tam 14 yıl geçti... Güldal Mumcu’nun gözlerinde hâlâ bir hüzün var, ama gülebiliyor artık. El sıkıp, kah dert dinleyip, kah şakalaşıp devam ediyor turuna... Bu el sıkma meselesi de benim pek çözemediğim bir siyasi iletişim konusu. Her tuttuğunu öpen Hasan Celal Güzel’in sözü geliyor aklıma; “Her öptüğün potansiyel bir oydur.” Gerçi o potansiyel Güzel’e oy atmamıştı ama... Kortejde Güldal Hanım’ın kızına denk geliyor aklımdaki bu soru... İyi denk geliyor, zira Özge Mumcu ODTÜ’de siyaset bilimi doktorası yapıyor. “El sıkmak, birebir sohbet, insanların fikrini değiştirebiliyor. Hele ki bu kadar kararsız varken, etkisi büyük” diyor.
‘AKP mi? Aman aman!’
Bir kahve ziyaretinde nasıl etkili olduğunu bizzat gözlemliyorum. Ama mesele el sıkmakta değil, kimin eli olduğunda! Güldal Hanım ile Ürkmez Beldesi’nde bir kahveye giriyoruz. Bütün yol boyunca CHP’nin bir önünde, bir arkasında olan AKP seçim minibüsü, bu kez bizi sollamış bütün kahveye karanfil dağıtmış... Sevimli mi sevimli bir amca, almış karanfili, Türkan Şoray usulü kulağının arkasına iliştirivermiş. Güldal Hanım takılmadan edemiyor, “Amca takmışsın AKP’nin karanfilini ama ben CHP milletvekili adayı senin elini sıkmaya geldim” diyor. Amca cin gibi, hazır cevap; “Koskoca başbakan karanfil göndermiş, takmayayım mı? Ayıp olur” diyor.
Ben katılıyorum sohbete... “Oyun kime amca?” diyorum. “15 sene öncesine kadar CHP’nin adamıydım. Sonra Özal çıktı, Anavatan’a verdim. Bizde yalan yok” diyor 73 yaşındaki Mehmet Ali Kara. “Peki şimdi oyun kime, AKP’ye mi?” diye laf almaya çalışıyorum ağzından. “Aman aman, Allah korusun!” diyor. Sonra meydandaki Atatürk heykelinin altındaki ’Köylü milletin efendisidir’ yazısını gösterip, söze devam ediyor: “Efendilik nerede? Dört senedir mandalin parası alamıyorum. Kolay değil, her yıl 400 ton mandalin çıkarıyorum, aldığım para masrafımı bile karşılamıyor. Sen ne diyon?”
Sophia Loren’e benzerdi
Hâlâ soruma cevap yok. “Peki Güldal Hanım hakkında ne düşünüyorsun?” diye bir kez daha yokluyorum. Yok, tık yok; elindeki broşürü gösterip, “Daha okumadım ki! Hele bir okuyayım, öyle karar vereceğim” diyor. “Güldal Hanım, Uğur Mumcu’nun eşi biliyor muydun? Uğur Mumcu’yu tanıyorsun değil mi?” diyorum bu kez... Gözleri parlıyor, “Tanımam olur mu canım” diye başlıyor Ege şivesiyle. “Gazeteciydi, öldürüldü, katilleri de bulunamadı. Yazık oldu, çok değerli adamdı” diyor. Biraz düşünüyor, “Eşi de çok değerli insandır, çok da gençmiş ya...” “Yaaa!.. Güzel kadın değil mi?” diye bir olta atıyorum. Gülüyor, eksik dişlerini göstere göstere, “Eee güzel ilazım gızım bu memlekete” diyor, yine cin gibi... Masadakiler gülmeye başlıyor, ben üstüne gidiyorum... “Hanım duymasın! Evlisin değil mi amcacığım?” “Düşünmem ilazım... Epeyce bir torun var, üniversiteye giden de var, ilkokula giden de...” Hanım ortada yok! İşte bir kararsızın oyu, CHP’ye gidiyor.
Urla’da da benzer sahneler tekrarlanıyor. Güldal Hanım, samimiliğinin yanında güzelliğiyle de kararsızların oyunu değiştirecek gibi... Nitekim az sonra Seferihisar CHP Kadın Kolları Başkanı Gülcan Sayın, “Ben de Güldal Hanım gibi Denizli’de doğup büyüdüm. Genç kızlığında Sophia Loren’e benzetirdik. Çok güzeldi, hâlâ da öyle” diyor tasdik edercesine... “Uğur Mumcu ile evlendiğinde Ankara Siyasal’da erkekler yas tutmuş” diye de ekliyor. Dönüp Güldal Hanım’a soruyorum; “Nasıl tanıştınız Uğur Bey’le?” Belli ki bu konulara girmek istemiyor, özel ilişkiler özel kalsın der gibi kısa bir cevap veriyor: “Aşk diyelim... Hepsi bu olsun!” Tamam öyle olsun!
Şeriat daha fazla nasıl tehlike haline dönüşebilir ki bir ülkede?
Neden CHP?
Türkiye’de benim gibi insanların siyaset yapacağı tek yer CHP; onun için... Ayrıca yolsuzlukla, terörle mücadele edecek tek parti olduğu için CHP... Laiklik savunucusu olduğu için de CHP. Ve bugüne kadar faili meçhuller ve terör nedeniyle öldürülenlerin yanında hep durduğu için CHP...
Peki neden daha önce değil de şimdi?
Ülkenin bugün içinden geçtiği bu zorlu dönemde sorumluluk duyulması gerektiği kanısındayım. Şu anda işsizlik had safhada, yolsuzluk had safhada, terör had safhada. Giderek de artıyor... Ve laiklik tartışmaları gündeme gelmiş.
Laikliğin gerçekten tehlikede olduğunu düşünüyor musunuz?
Her devrim, karşı devrimini de içinde barındırır. Cumhuriyet devriminin temel ilkelerinden biri olan laikliğe dönük yıpratma çabaları hiç durmadı. AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte de bu atağın yeni bir ivme kazandığı çok açık. Kadrolaşma, Türkiye’nin idari yapısının değiştirilmek istenmesi, yargıya yöneltilen saldırılar, eğitimdeki gericileşme, bilimsel çalışmalara ve üniversitelere karşı geliştirilen sistemli karşı duruş, bu saptamaya birer örnek...
Prof. Baskın Oran ’Şeriat tehlikesi sıfır’diyor. Onun gibi düşünenler de az değil...
Şeriat daha fazla nasıl tehlike haline dönüşebilir ki bir ülkede? AKP’nin kadına bakış açısı ortada. Bir İslam modeli dayatılmak istendiği ortada. Kendileri zaten bunu açıkça beyan ederlerken, neden şeriat tehlikesi yok deniyor onu da anlamış değilim. Olaylar tersine çevrilip başka türlü yansıtılmaya çalışılıyor. Bunu çok iyi görmemiz lazım. AKP iktidarı döneminde gördüğümüz bir tablo hâlâ belleklerde tazedir; Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım erkeklerle bir masada, eşi Semiha Hanım ise tek başına ayrı bir masada yemek yiyor! Bu tek kare görüntü bile, ’Şeriat tehlikesi yok’ söyleminin tamamen tersine olduğunu gösteriyor. Bu son derece açık ve net. Sonra, dindar bir cumhurbaşkanı arzusunda olunması...
Uğur Mumcu hayatta olsaydı bugünkü tavrı ne olurdu?
Hiç şüphesiz AKP’nin en acımasız eleştiricisi olurdu. Ve bütün yolsuzluklarını tek tek ortaya çıkarırdı. Ilımlı İslam modelinin yürürlüğe konduğunu daha yıllar öncesinden yazmış, tehlikeye dikkat çekmişti. Kemal Unakıtan’ın bağlantılarını ’Rabıta’ adlı araştırma kitabında okuyabilirsiniz. Eski yazılarını incelediğinizde bu insanların Büyük Ortadoğu Projesi’nin enstrümanları olarak kullanılacakları hep vardır...
Sizce Uğur Mumcu cinayeti çözüldü mü?
Tetiği çekenlerin bulunduğu söylendi ama arkasındaki güç bulunmadı. Sonuç olarak uluslararası terörü kim finanse ediyorsa, kim tetikliyorsa bu cinayeti onlar işlemiş oldu.
Peki sizce Türkiye’de öncelikli olarak çözüm bekleyen sorunlar neler?
Birinci öncelik işsizlik ve yoksulluk. Türkiye, toplumsal kalkınma uygulamalarına öncelik vererek bu sorunu çözmek zorundadır. Ardından kuşkusuz terör, irtica ve iç barış geliyor.
Peki neden Ankara değil de, İzmir’den aday oldunuz?
Bunu hep söylüyorum; İzmir önerisini bana getirdikleri zaman severek kabul ettim. Çünkü ne İzmir bana uzak, ne ben İzmir’e uzağım. Annem, babam, ablam, halam 30 yıldır İzmir’de yaşıyorlar. İzmir’le hep içiçe oldum. Geldim gittim, şehrin gelişimini, belediyeceilk anlamında nasıl insan odaklı bir şehir haline geldiğini, dönüşümünün seyrini izledim...
Ağar ve Demirel’in sözleri çok üzdü!
Şükran Güldal Mumcu, 1951’de Denizli’de doğdu. 1974’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. 1976’da gazeteci-yazar Uğur Mumcu’yla evlendi. 1994’te çocukları Özgür ve Özge ile Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nı kurdu. Şu anda oğlu Özgür Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk, kızı Özge ODTÜ’de siyaset bilimi doktorası yapıyor. Halen Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı Başkanlığı görevini sürdüren Güldal Mumcu’nun cinayetin aydınlatılması için uğraştığı günlerden unutamadığı iki diyalog var. Biri Uğur Mumcu cinayetinin işlendiği dönemde Emniyet Genel Müdürü olan Mehmet Ağar’la yaptığı konuşma. Ağar’ın, ’Üzerine gidemeyiz. Ona kimse cesaret edemez. Tuğlayı çekersek yıkılır. Çok özür dilerim Güldal yapamam’ sözleri... Diğeri de dönemin Başbakanı Demirel’in Uğur Mumcu öldürüldüğü gün eve taziyeye geldiğinde söylediği, “Akıllarına koymasınlar, Kennedy’yi bile vurdular” sözü...
|