<%@LANGUAGE="JAVASCRIPT" CODEPAGE="1254"%> Ş. Güldal Mumcu : İzmir I. Bölge Milletvekili Adayı
Anasayfa   l   Biografi   l   Haber Arşivi   l   Köşe Yazıları   l  Röportajlar   l   Konuşmalar   l   Linkler  l  Bölge ve Adaylar

'Yeter' deyip aday oldum

Mine Şenocaklı   /   VATAN  /  02.07.2007

İzmir CHP ilk sıra adayı Güldal Mumcu neden siyasete atıldığını Mine Şenocaklı'ya açıkladı

Saat üç gibi katılıyorum CHP kortejine Seferihisar’da... Onlar, sabahın köründe Menderes’ten çıkmışlar yola... Hem CHP’nin birinci sıradan milletvekili adayı Güldal Mumcu ile söyleşi yapacağım, hem de kortejle birlikte İzmir’in ilçelerinin siyasi havasını koklayacağım.

Sıcak mı sıcak... Bırakın dolaşmayı, konuşmak bile zor geliyor insana... Güldal Mumcu, her uğrakta tek tek insanların elini sıkıyor, hal hatır soruyor. Tabii ki sadece o değil, 12 CHP adayının da hepsi orada ve hepsi tek tek vatandaşlarla ilgileniyor. CHP listesinde ikinci sırada DSP’den ekonomist, emekli müsteşar Harun Öztürk var. Benim en merak ettiğim konulardan biri de zaten DSP ile CHP’nin bu işbirliğinde ne kadar içten olduğu... Vallahi Güldal Mumcu ile Harun Öztürk arasından su sızmıyor. Sanki ikisi de aynı partiden gibi... Diğer adaylar da aynı samimiyette... Demek ki isteyince oluyormuş, belki de AKP’ye biraz duacı olmalı sosyal demokratlar!

Politikada toy ama...
Aslına bakarsanız, Güldal Mumcu’nun politikaya atılmasında da benzer bir etkisi var AKP’nin... “Neden bu kadar beklediniz siyasete atılmak için?” diye sorduğumda verdiği yanıttan çıkarıyorum Güldal Mumcu’nun: “Artık bardak taştı da ondan...” Mumcu ülkenin bütünlüğünün tehlikede olduğunu düşünüyor. “İşsizlik, yolsuzluk, terör had safhada... Laiklik tartışılır hale geldi... Şeriat daha fazla nasıl tehlike haline gelebilir ki?” diyor.

Kafama takılan başka bir soru daha vardı İzmir’e giderken... ‘Güldal Mumcu’nun seçim tanıtımında Uğur Mumcu’nun kişiliği ön plana çıkıyor mu acaba?’ diye... Hemen hiç! Ne CHP örgütü ne de Güldal Hanım böyle bir kolaycılığa sapmamış. Kolaycılık, zira hangi vatandaşa “Uğur Mumcu’nun eşi” desem, gözleri parlıyor. “Çok değerli adamdı, onun gibisi gelmedi” diye başlıyor söze sağcısı da, solcusu da... Ama Güldal Hanım, kendi söylemi, kendi duruşuyla bu seçimde sandıktan çıkmaya kararlı. Uğur Mumcu davasını soran oldu mu bile kısa kesip, CHP’nin programını anlatmayı ya da vatandaşın derdini dinlemeyi tercih ediyor.

Politikada toy, ama CHP’lilerin söylediğine göre çabuk ısınıyormuş. “Geçen hafta hemencecik el sıkıp, kaçıveriyordu. Şimdi milletin gözünün içine bakıp, uzun uzun elini sıkıyor” diyorlar... “İlk hafta biraz zorlanmışsınız, ama artık işi kapmışsınız” diyorum, gülüyor; “Yok canım, onlar benim elimi bırakmıyor ki!”

Hiç gözyaşı dökmedi!
Saatler geçiyor, sıcak dinmiyor... Benim içim her geçen saatte Güldal Hanım’a biraz daha ısınıyor. Oysa ki, kafamdaki imajı az gülen, acılı, hep vakur durmaya çalışan bir kadındı. Belki de yıllar önce gazeteciliğe ilk adımları attığım günlerde gittiğim Uğur Mumcu’nun cenazesinden zihnimde kalan Güldal Mumcu imajıydı bu... Onbinlerce insan gözyaşı döküyordu... Ve Güldal Mumcu, iki çocuğunun arasında tek bir gözyaşı dökmemeye çalışarak, vakur bir şekilde, başı dik durmaya çalışıyordu... Herkes gibi ben de çok etkilenmiştim bu duruştan...

Aradan tam 14 yıl geçti... Güldal Mumcu’nun gözlerinde hâlâ bir hüzün var, ama gülebiliyor artık. El sıkıp, kah dert dinleyip, kah şakalaşıp devam ediyor turuna... Bu el sıkma meselesi de benim pek çözemediğim bir siyasi iletişim konusu. Her tuttuğunu öpen Hasan Celal Güzel’in sözü geliyor aklıma; “Her öptüğün potansiyel bir oydur.” Gerçi o potansiyel Güzel’e oy atmamıştı ama... Kortejde Güldal Hanım’ın kızına denk geliyor aklımdaki bu soru... İyi denk geliyor, zira Özge Mumcu ODTÜ’de siyaset bilimi doktorası yapıyor. “El sıkmak, birebir sohbet, insanların fikrini değiştirebiliyor. Hele ki bu kadar kararsız varken, etkisi büyük” diyor.

‘AKP mi? Aman aman!’
Bir kahve ziyaretinde nasıl etkili olduğunu bizzat gözlemliyorum. Ama mesele el sıkmakta değil, kimin eli olduğunda! Güldal Hanım ile Ürkmez Beldesi’nde bir kahveye giriyoruz. Bütün yol boyunca CHP’nin bir önünde, bir arkasında olan AKP seçim minibüsü, bu kez bizi sollamış bütün kahveye karanfil dağıtmış... Sevimli mi sevimli bir amca, almış karanfili, Türkan Şoray usulü kulağının arkasına iliştirivermiş. Güldal Hanım takılmadan edemiyor, “Amca takmışsın AKP’nin karanfilini ama ben CHP milletvekili adayı senin elini sıkmaya geldim” diyor. Amca cin gibi, hazır cevap; “Koskoca başbakan karanfil göndermiş, takmayayım mı? Ayıp olur” diyor.

Ben katılıyorum sohbete... “Oyun kime amca?” diyorum. “15 sene öncesine kadar CHP’nin adamıydım. Sonra Özal çıktı, Anavatan’a verdim. Bizde yalan yok” diyor 73 yaşındaki Mehmet Ali Kara. “Peki şimdi oyun kime, AKP’ye mi?” diye laf almaya çalışıyorum ağzından. “Aman aman, Allah korusun!” diyor. Sonra meydandaki Atatürk heykelinin altındaki ’Köylü milletin efendisidir’ yazısını gösterip, söze devam ediyor: “Efendilik nerede? Dört senedir mandalin parası alamıyorum. Kolay değil, her yıl 400 ton mandalin çıkarıyorum, aldığım para masrafımı bile karşılamıyor. Sen ne diyon?”

Sophia Loren’e benzerdi
Hâlâ soruma cevap yok. “Peki Güldal Hanım hakkında ne düşünüyorsun?” diye bir kez daha yokluyorum. Yok, tık yok; elindeki broşürü gösterip, “Daha okumadım ki! Hele bir okuyayım, öyle karar vereceğim” diyor. “Güldal Hanım, Uğur Mumcu’nun eşi biliyor muydun? Uğur Mumcu’yu tanıyorsun değil mi?” diyorum bu kez... Gözleri parlıyor, “Tanımam olur mu canım” diye başlıyor Ege şivesiyle. “Gazeteciydi, öldürüldü, katilleri de bulunamadı. Yazık oldu, çok değerli adamdı” diyor. Biraz düşünüyor, “Eşi de çok değerli insandır, çok da gençmiş ya...” “Yaaa!.. Güzel kadın değil mi?” diye bir olta atıyorum. Gülüyor, eksik dişlerini göstere göstere, “Eee güzel ilazım gızım bu memlekete” diyor, yine cin gibi... Masadakiler gülmeye başlıyor, ben üstüne gidiyorum... “Hanım duymasın! Evlisin değil mi amcacığım?” “Düşünmem ilazım... Epeyce bir torun var, üniversiteye giden de var, ilkokula giden de...” Hanım ortada yok! İşte bir kararsızın oyu, CHP’ye gidiyor.

Urla’da da benzer sahneler tekrarlanıyor. Güldal Hanım, samimiliğinin yanında güzelliğiyle de kararsızların oyunu değiştirecek gibi... Nitekim az sonra Seferihisar CHP Kadın Kolları Başkanı Gülcan Sayın, “Ben de Güldal Hanım gibi Denizli’de doğup büyüdüm. Genç kızlığında Sophia Loren’e benzetirdik. Çok güzeldi, hâlâ da öyle” diyor tasdik edercesine... “Uğur Mumcu ile evlendiğinde Ankara Siyasal’da erkekler yas tutmuş” diye de ekliyor. Dönüp Güldal Hanım’a soruyorum; “Nasıl tanıştınız Uğur Bey’le?” Belli ki bu konulara girmek istemiyor, özel ilişkiler özel kalsın der gibi kısa bir cevap veriyor: “Aşk diyelim... Hepsi bu olsun!” Tamam öyle olsun!

Şeriat daha fazla nasıl tehlike haline dönüşebilir ki bir ülkede?

Neden CHP?
Türkiye’de benim gibi insanların siyaset yapacağı tek yer CHP; onun için... Ayrıca yolsuzlukla, terörle mücadele edecek tek parti olduğu için CHP... Laiklik savunucusu olduğu için de CHP. Ve bugüne kadar faili meçhuller ve terör nedeniyle öldürülenlerin yanında hep durduğu için CHP...

Peki neden daha önce değil de şimdi?
Ülkenin bugün içinden geçtiği bu zorlu dönemde sorumluluk duyulması gerektiği kanısındayım. Şu anda işsizlik had safhada, yolsuzluk had safhada, terör had safhada. Giderek de artıyor... Ve laiklik tartışmaları gündeme gelmiş.

Laikliğin gerçekten tehlikede olduğunu düşünüyor musunuz?
Her devrim, karşı devrimini de içinde barındırır. Cumhuriyet devriminin temel ilkelerinden biri olan laikliğe dönük yıpratma çabaları hiç durmadı. AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte de bu atağın yeni bir ivme kazandığı çok açık. Kadrolaşma, Türkiye’nin idari yapısının değiştirilmek istenmesi, yargıya yöneltilen saldırılar, eğitimdeki gericileşme, bilimsel çalışmalara ve üniversitelere karşı geliştirilen sistemli karşı duruş, bu saptamaya birer örnek...

Prof. Baskın Oran ’Şeriat tehlikesi sıfır’diyor. Onun gibi düşünenler de az değil...
Şeriat daha fazla nasıl tehlike haline dönüşebilir ki bir ülkede? AKP’nin kadına bakış açısı ortada. Bir İslam modeli dayatılmak istendiği ortada. Kendileri zaten bunu açıkça beyan ederlerken, neden şeriat tehlikesi yok deniyor onu da anlamış değilim. Olaylar tersine çevrilip başka türlü yansıtılmaya çalışılıyor. Bunu çok iyi görmemiz lazım. AKP iktidarı döneminde gördüğümüz bir tablo hâlâ belleklerde tazedir; Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım erkeklerle bir masada, eşi Semiha Hanım ise tek başına ayrı bir masada yemek yiyor! Bu tek kare görüntü bile, ’Şeriat tehlikesi yok’ söyleminin tamamen tersine olduğunu gösteriyor. Bu son derece açık ve net. Sonra, dindar bir cumhurbaşkanı arzusunda olunması...

Uğur Mumcu hayatta olsaydı bugünkü tavrı ne olurdu?
Hiç şüphesiz AKP’nin en acımasız eleştiricisi olurdu. Ve bütün yolsuzluklarını tek tek ortaya çıkarırdı. Ilımlı İslam modelinin yürürlüğe konduğunu daha yıllar öncesinden yazmış, tehlikeye dikkat çekmişti. Kemal Unakıtan’ın bağlantılarını ’Rabıta’ adlı araştırma kitabında okuyabilirsiniz. Eski yazılarını incelediğinizde bu insanların Büyük Ortadoğu Projesi’nin enstrümanları olarak kullanılacakları hep vardır...

Sizce Uğur Mumcu cinayeti çözüldü mü?
Tetiği çekenlerin bulunduğu söylendi ama arkasındaki güç bulunmadı. Sonuç olarak uluslararası terörü kim finanse ediyorsa, kim tetikliyorsa bu cinayeti onlar işlemiş oldu.

Peki sizce Türkiye’de öncelikli olarak çözüm bekleyen sorunlar neler?
Birinci öncelik işsizlik ve yoksulluk. Türkiye, toplumsal kalkınma uygulamalarına öncelik vererek bu sorunu çözmek zorundadır. Ardından kuşkusuz terör, irtica ve iç barış geliyor.

Peki neden Ankara değil de, İzmir’den aday oldunuz?
Bunu hep söylüyorum; İzmir önerisini bana getirdikleri zaman severek kabul ettim. Çünkü ne İzmir bana uzak, ne ben İzmir’e uzağım. Annem, babam, ablam, halam 30 yıldır İzmir’de yaşıyorlar. İzmir’le hep içiçe oldum. Geldim gittim, şehrin gelişimini, belediyeceilk anlamında nasıl insan odaklı bir şehir haline geldiğini, dönüşümünün seyrini izledim...

Ağar ve Demirel’in sözleri çok üzdü!
Şükran Güldal Mumcu, 1951’de Denizli’de doğdu. 1974’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. 1976’da gazeteci-yazar Uğur Mumcu’yla evlendi. 1994’te çocukları Özgür ve Özge ile Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nı kurdu. Şu anda oğlu Özgür Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk, kızı Özge ODTÜ’de siyaset bilimi doktorası yapıyor. Halen Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı Başkanlığı görevini sürdüren Güldal Mumcu’nun cinayetin aydınlatılması için uğraştığı günlerden unutamadığı iki diyalog var. Biri Uğur Mumcu cinayetinin işlendiği dönemde Emniyet Genel Müdürü olan Mehmet Ağar’la yaptığı konuşma. Ağar’ın, ’Üzerine gidemeyiz. Ona kimse cesaret edemez. Tuğlayı çekersek yıkılır. Çok özür dilerim Güldal yapamam’ sözleri... Diğeri de dönemin Başbakanı Demirel’in Uğur Mumcu öldürüldüğü gün eve taziyeye geldiğinde söylediği, “Akıllarına koymasınlar, Kennedy’yi bile vurdular” sözü...

 

Güldal Mumcu: İyi ki aday oldum

Hilal Köylü   /  RADİKAL  /  09.06.2007

ANKARA - "Kimi ölüler bize ne kadar da yakın/ Yaşayanların birçoğu ne kadar da ölü" demişti Güldal Mumcu, bombalı bir suikasta kurban giden gazeteci eşi Uğur Mumcu'nun ardından. Yıl 1993'tü Uğur Mumcu öldürüldüğünde. Türkiye ayağa kalkmış, faili meçhul cinayetlere lanetler yağdırmıştı. O uzun ve ağır cenaze töreninden sonra Güldal Mumcu, Türkiye'de demokrasi ve cumhuriyet mücadelesinin yeni sembolü olmuştu. 1994'te Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı'nı (um:ag) kurdu. Tek bir amacı vardı: Demokrasiye inanacak gazeteciler yetiştirmek.

'Hep umudumu korudum'
Güldal Mumcu, CHP'nin İzmir'den 1. sıra milletvekili adayı.
Uğur Mumcu'nun öldürülmesinin üstünden tam 14 yıl, um:ag'da ilk gazeteci adaylarını yetiştirmesinin üstünden de tam 10 yıl geçti. Demokrasiye inanmış gazeteciler yetiştirme amacına ulaşmış mıydı? Gözlerime bakıp "Elbette. Türkiye'de tüm değerler altüst olurken, ben benim gibi cumhuriyete inanmış insanlarla birlikte hep umudumu korudum. İşte, karşımda sen varsın" dedi.
Güldal hanımla 10 yıl önce tanışmıştık. Beni gazetecilik için yüreklendiren ilk insandı. Şimdi röportaj için karşı karşıya geldiğimizde gözlerinde gördüğüm kıvanç, dünyaya değerdi.
Güldal Mumcu, bugünlerde başını yastığa 'daha bir huzurla' koyuyor. Çünkü milletvekilliğiyle birlikte halkla gerçekten bütünleşeceğine inanıyor. Peki, gözlerin bu kadar üstünde olduğu bir aday olarak, uykuya dalmadan önce ne düşünüyor?
"İyi ki aday oldum. Şimdi daha cesur, daha güçlüyüm. Binlerce mesaj geliyor yurdun dört köşesinden. Benden ne kadar da çok varmış. Yalnız değilim. Cumhuriyet ve demokrasi için mücadele edeceğim. Meclisi, halkın sesi yapmak için çalışacağım. Boş vaatler bana göre değil."
Böyle yalın ve duru kafası. Türkiye kriz üstüne kriz yaşasa da, o hedefinden şaşmama konusunda kararlı. Türkiye'nin yeni cumhurbaşkanını krizsiz seçmesini bekliyor. Yaşanan krizlerin, demokratik yollarla çözüleceğine inanıyor.

'Şeffaf AKP doğaya aykırı!'
Mumcu, Türk halkını 'sabırlı' ve her ne olursa olsun 'mağdura da bir şans tanıyan' olarak tanımlıyor.
Ona göre, 'İşte bu yüzden geçtiğimiz dönem AKP oyları artmıştı. Halk, aradan geçen dört buçuk yılda AKP'nin ne olduğunu gördü ve sabırla onu tolere etti. Ancak, AKP halkın kendisine verdiği şansı iyi değerlendiremedi. AKP, tüm halkı kucaklayamadı. Cumhuriyet'in temel değerlerinin korunmasında bile akıllarda sorular yarattı'. Güldal Mumcu, AKP ile CHP arasındaki farkı da şöyle ortaya koyuyor:
"Bir kere AKP'nin şeffaf olması, eşyanın tabiatına aykırı. Ancak, halkımız yeni dönemde daha reformist bir CHP görecek. Bu, CHP'nin doğasında var. Türkiye'de şeffaflaşmayı sağlayacak tek parti CHP. CHP'nin kavgasının kavga değil, mücadele olduğunu herkes görecek."
AKP'nin türban tartışmalarında da yanlış bir yerde durduğunu halkın tümünün gördüğüne inanıyor Mumcu. Siyasetten önceki hayatında kendini en çok neyin rahatsız ettiğini "Yönetime gelen siyasi iradelerin tam manasıyla bağımsız ve ülke çıkarına uygun davranamayışları beni çok rencide ediyordu" sözleriyle anlatan Mumcu, AKP'nin 'türban hatası'nı da şöyle dile getiriyor:
"İnanç, Allah ile insan arasındaki çok özel bir şeydir. Bunu, hangi şekille olursa olsun simgeleyen bir üslupla yansıtmak işin özüne aykırıdır. Yani, dinciliktir."
Şimdilik özel bir sloganı yok, milletvekili adayı Güldal Mumcu'nun. "İlle de bir slogan istersem, Atatürk'ün 'yurtta sulh, cihanda sulh' sözüne dikkat ederim" diyor.

 

Bombalı suikasta kurban giden Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu: Demirel katillerin yüreğine su serpti

Derya Sazak   /  MİLLİYET  /  31.01.2005

DERYA SAZAK: Uğur Mumcu'nun bombalı suikasta kurban gidişinin üzerinden 12 yıl geçti, son dönemde evinizin önündeki anma toplantıları 'sessiz protesto'ya dönüştü. Abdi İpekçi'yle başlayan, 1990'ların başında Muammer Aksoy, Bahriye Üçok ve Ahmet Taner Kışlalı'yla devam eden Atatürkçü aydınların katledilmesi, toplumda kanayan bir yara. Tetikçiler ortaya çıkarılsa da cinayetlerin tümüyle aydınlatıldığı söylenemez. Ne yapılmalı?
GÜLDAL MUMCU: Başta yüksek duygularımızla bir eylem yapıyoruz. Sürekli hale getirmekte zorlanıyoruz. Uğur'un öldürülmesinin ardından bu vakfı (UM:AG, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı) kurarken, hem fikirlerini gençlere aktarmayı, hem de aydınlarmızın cinayetlerinin ardındaki güçleri aydınlatacak sorgulama oluşturmayı amaçladık.

Bir toplumsal duyarlılık...
- Evet. Her yıl 24 Ocak'ta düzenlenen Adalet ve Demokrasi Haftası ile, fikirleri etrafında kalıcı bir anma sağlanıyor. Rahmetli Muammer Aksoy'un öldürülüş tarihi de 31 Ocak'tı. On yıldır bu şekilde anıyoruz. 10. yılda, tüm öldürülenlerin anısına 'Faili Meçhuller' heykeli açıldı evin önüne. Unutmadık, diye.

Sisli bir yol gösterildi
Öldürülen aydınlar, özel olarak kimsenin düşmanı değildiler, demokrasiyi, özgürlüğü savunmaya dönük ortak değerlere sahiptiler. Toplum vicdanında bu cinayetler aydınlanmadı değil mi?
- Sisli bir yol gösterildi, fakat bağlantılar ve destekçiler tek tek ortaya çıkmadı.

Neden üzerine gidilemedi suikastların? Mumcu katledildiğinde DYP-SHP koalisyonu vardı. Hükümet cinayeti çözmenin devletin 'namus borcu' olduğunu ilan etmişti.
- O sözler ortada kaldı. 'Soruşturmalar gizlidir' dendi. Biz buna uyarken, bomba uzmanı televizyona çıktı. Ayhan Aydın diye bir şahit polise başvurmuş, ekrana çıkardılar. 'Ben şahidim' diyeni televizyona çıkarıyorsunuz, ardından 'Soruşturma gizlidir' diyorsunuz. Bu adam şimdi neyin nesi denmeye başlandı. Bilemiyoruz neyin nesi?

Ayhan Aydın ne demişti?
- İslami Cihad'ı suçladı. DGM Savcısı Ülkü Coşkun, iftiradan dava açtı. Yalancı tanıklık değil, İslami Cihad'a iftiradan!

Devlet çözmek istemedi mi? Çözüleceği noktada karmaşık hale mi getirdiler?
- Olayı olduğu gibi söylüyorum. Ülkü Coşkun daha sonra görevden alınıp hâkim oldu. Adalet Bakanlığı soruşturma da açtı. Soruşturmayı savsakladı diye. Hakkındaki disiplin cezasını uygulamadılar. Asker kökenli olduğu için askeri mahkemeye dava açtık. 'Uygulayamayız' dediler. Gerekçesini de açıklayamayız, 'Devlet sırrı!'

Suikast dosyası üzerindeki 'sır perdesi' kaldırılmak istenmiyor mu?
- Bir yerlere dek gidiyor, orada kalıyor.

Suikastta öncelikle Hizbullah gibi örgütlerin parmağı arandı. Ölümü ardından fikirleri üzerinde inşa edilen koruma duvarı sağken yapılamaz mıydı? Devleti yönetenler daha duyarlı olamazlar mıydı?
- Olay günü, Başbakan Demirel eve taziyeye geldi. 'Ortaya çıkacak mı, Uğur'u katledenler?' diye soruldu. Demirel ne dedi biliyor musunuz: 'Akıllarına koymasınlar, Kennedy'yi bile vurdular!' O anda Kennedy'yi örnek gösteriyor. Demirel gibi bir siyasetçi böyle bir lafın anlamını bilmez mi? Bu ne demektir? 'Ey terör örgütleri! Aklınıza istediğinizi koyun, ben dahil, jandarmam, polisim, savcım, hiç kimsem yoktur suikastları önleyecek.' Buyurunuz, eylem yapınız. Bu demektir.

Cinayetler zincirinin halkası zamanında koparılamadığı için Kışlalı'ya kadar uzandı. Hatayı nerede görüyorsunuz?
- Başbakan daha ilk gün böyle tutum sergilerse soruşturma ekibi nasıl olur? Meclis'te Faili Meçhul Cinayetler Komisyonu kuruldu. Araştırma komisyonu oluşturuldu. Hepsi 'devlet gölgesi' aradılar.

Derin devlet!
- Komisyon, raporunu TBMM Başkanı'na verdi, 'Soruşturma yeterince yapılmadı' gereğini yapın diye. Bunun üzerine çok uğraştık, Uğur'un cinayetini araştıran hukuk ekibi olarak.

O dönemde kararlı bir siyasi irade göremediniz mi?
- Bir bulanıklık içinde bir şeyler yapılmaya çalışıldı, hâlâ uğraşıyoruz. Dönemin başbakanı Demirel'in 'Akıllarına koymayagörsünler, yaparlar ve bulunmaz' sözleri, yapanların yüreğine su serpti herhalde.

Ağar, 'Özür dilerim, yapamam' dedi

Dönemin Emniyet Genel Müdürü, bugünkü DYP lideri Mehmet Ağar'ın size bir sözü var: 'Üzerine gidemeyiz' diye. Tuğlayı çekersek duvar yıkılır şeklinde. Hangi bağlamda söylemişti?
- Sivas katliamından sonraydı, Emniyet Genel Müdürü değişti, Mehmet Ağar göreve gelmişti. O sırada gözaltındaki bir sanığın İslami Cihad'la ilgili bazı ifade tutanaklarında tahrifat yapıldığı haberleri vardı. Emin Değer'le birlikte Mehmet Ağar'la görüşmek istedik. Görüşme sırasında Uğur'la ilgili soruşturmada öyle bir şey var ki dedi, 'Tuğlalar üst üste yığılıyor, bir duvar oluşuyor' dedi. Ben de dedim ki, 'Çekin tuğlayı, duvar yıkılsın' Çekemem, dedi. Israr ettim, 'Çekin ve kenara çekilin.' Ağar ne dedi biliyor musunuz: 'Ona kimse cesaret edemez!' Yeni bir komisyon, özel polis ekibi falan deyince, 'Çok özür dilerim Güldal, yapamam' dedi. Bu kadar net.

Devletin bir 'tutulma noktası' mı var?
- Bir şey var. Kim kimden ne ölçüde çekiniyor? Kim ne kadar işin içinde ya da değil? Her şey bir iç içeliği gösteriyor.

Geçen 12 yılda size gelip, 'Suikastın ardında şu var!' diyen birileri oldu mu?
- Böyle şeyler olmadı. Abdullah Aydın Çetin adında biri gelip bir sürü bir şeyler anlattı, hepsini toplayıp savcılığa verdik.

Uğur Mumcu, silah kaçakçılığı, mafya ve çetelerle uğraştı. Çatlı'nın kimliğini yıllar önce saptamıştı. 'Saklı devletin güncesi' diye kitap yapıldı. Ölümünden önce sanıyorum PKK ve Apo üzerinde çalışıyordu.
- Abdullah Öcalan'la ilgili yazmaya başladığı kitabın 100 sayfalık kısmını yayımladık vakıfta. Öcalan'nın belli kesimlerce nasıl kollandığını araştırıyordu. En son cenazesinin kalktığı gün o davanın o zamanki savcısı Baki Tuğ'la randevusu vardı. Tuğ önce kabul etti, sonra reddetti. Öcalan, Ankara'da okuduğu yıllarda bir ara yakalanmış, tahliye edilmiş. Maliye Bakanlığı'ndan burs aldığına dair kayıtları yayımlandı. Tapu Kadastro okulu mezunu.

Mumcu'nun ölümünden önce saptadığı pek çok ilişki Susurluk'ta ortaya çıktı.
- Uğur, kamuoyunun ihtimal vermediği bazı olayları, bağlantılarını yıllar önce çözmüştü.

Susurluk skandalı, derin devletin temelindeki tuğlanın kazayla yerinden oynaması değil miydi? Ama arkası gelmedi.
- Bunlar birbirinden bağımsız değil.

Tetikçilerin yıllar boyu gizlenmesi...
- Dava açılana kadar 1990'lı yıllar ve daha öncesinden itibaren bu ülkede serbestçe dolaşıyor olmaları çok şeyi anlatıyor.

Sarıgül imzası beni üzdü

Uğur Mumcu, hukukçu yönüyle sadece yolsuzlukları, çeteleri kovalayan bir gazeteci değildi, Cumhuriyet devrimleri, laik Türkiye'nin bağımsızlığı üzerine titreyen sol bir aydındı. Aşındırılmak istenen değerlere sahip çıkıyordu.
- Emekten yanaydı. Türkiye nereye gidiyor diye sorguluyordu. Bazı bağlantıları ortaya çıkarması birçok kişinin işine gelmedi. Hizbullah, PKK ve Ermeni terör örgütlerinin iç içe çalıştıklarını, ortak eylemler yaptıklarını belgeleriyle kanıtlamıştı.

Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı çatısı altında bu değerleri genç kuşaklara aktarıyorsunuz.
- Vakfı kurarak hem Uğur'un gazetecilik değerlerini yaşatmaya çalışıyoruz hem de böyle insanları yok ederek, onların uğraştığı doğrultuyu ortadan kalkmayacağına olan inancımızı gösteriyoruz. Oturup ağlamanın, hamasetin ötesinde bu insanlar niye öldürülüyor diye düşünüp yola devam etmek gerekiyor. Genç gazetecilere hem mesleki program veriliyor hem de Uğur'un idealleri anlatılıyor.

Cumhuriyet, Uğur Mumcu'nun posterini verdi, 24 Ocak'ta.
- Posterin altındaki imza (Mustafa Sarıgül) beni üzdü. Uğur'un adı bir siyasi propaganda aracı yapılmamalıydı. Uğur Mumcu öldürüldüğü güne kadar gazetesinin üzerine titrerdi. Onun anısına, değerlerine saygı gösterilmeliydi...

Mumcu cinayeti çözülmüş değil

Size göre Uğur Mumcu cinayeti çözüldü mü?
- Çözülmedi.

İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın dönemindeki Umut Operasyonu'yla 'Uğur Mumcu'nun katilleri yakalandı' denildi. Tatbikatlar yaptırıldı. Zanlıların bir bölümü idamla yargılandılar, yeni ceza yasasından tahliye edilenler oldu. Sizde 'Tamam Uğur'u bunlar öldürmüş olabilir' yargısı doğdu mu?
- Onu söylemek çok zor. Çünkü mahkeme de bağlantılarıyla birlikte tam açığa çıkarmış değil. Niçin ve neden? Kim onlar? Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili olarak bombayı koyan adam yok ortalıkta. Bir gözcü bir de yapan var.

Bombacı!..
- O yok. Üç kişi olduğu varsayılan ve bir tanesi daha bulunmamış bir davada, olay tamamen aydınlanmış diyebilir miyiz?

Suçlular yıllarca nasıl kollandı?

Umut Operasyonu'nda umutlandık.
- Sadettin Tantan İçişleri Bakanı iken ekip oluşturdu. Cinayet yerinde nasıl savrukça araştırma yapılmıştı, hatırlayın. Savcılar değişti. Mesut Yılmaz, başbakanken önemli rol oynadı. Sayın Ecevit'e de gittim, bana 'Kocanız arı kovanına çomak soktu' dedi. Bir gün dediler ki, Yusuf Karakuş diye biri yakalandı. Sonra pardon, o değilmiş! Ferhan Özmen diye başkası yakalandı. Soruşturma sonunda şu sonuç çıktı: Bu kişiler 10 yılda 20'den fazla cinayet işlemişler. Sistematik olarak Ahmet Taner Kışlalı'ya dek uzanıyor bağlantılar. Bunlar bu ülkede barınmışlar. Bu kadar yıl nasıl kollanmışlar?

Mumcu cinayeti sizin vicdanınızda çözülmedi.
- Bazı tetikçiler var. Fakat emri kim vermiş? İran'a doğru hedef gösteriliyor ama İran'da bunlar nerede? İran'da başka bağlantılar var mı? Türkiye'de bu kadar yıl nasıl durmuşlar?

Amaç, topluma korku salmak

Abdi İpekçi'den bu yana Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı'yı hedef alan katliamlar, çağdaş ve özgür düşünceyi, Atatürkçü kalemleri susturma niyeti de içermiyor muydu? Tabii, barış ve uzlaşıyı savunan her kesimden insanlar da öldürüldü.
- Bir ülkenin okuyan, yazan, sorgulayan insanlarını, toplumu aydınlatan beyinlerini yok ediyorsunuz. Aynı cesaretle ortaya çıkacak insanlara korku salıyorsunuz. Cinayetlerin asıl önemli sonucu toplumu paralize etmek. Sorgulama, hayatını kaybedersin. Uğraşma, başına dert açma. 1970'li yıllardan itibaren bu oluyor. Hak arayan herkese, 'Ayağını denk al' mesajı veriliyor. Baskı ve sindirme yöntemi olarak siyasal cinayetler işlendi. Yılgınlığa düşürüldü insanlar ve toplumsal zemin kaydı. Bugün televizyonlarda gençlere yönelik programları izleyince nerelere sürüklendiğimizi görüyoruz.

Eyleme gelince insanlar çekiliyor

Uğur Mumcu'lar ölmez!..
- Duygularımız güçlü ama eyleme dönüşeceğinde çoğu insan çekiliyor.

Ankara'da 1 milyon kişi yürümüştü, cenazenin ardından.
- Evet yürüyor fakat sadece anmalarda duygusal söz söyleme arzusu duyuyoruz. Orada kalmamalı. 1970'lerden itibaren bu ülkede faili meçhulleri sayarsanız on bini aşkın insan öldürülmüş. Sadece Uğur'un yazdıklarını ve en çok akılda kalanları seçerek bir albüm yapmıştık. İki yıl önce Faili Meçhul Anıtı'nı açtık. Orada bir daha evin önünde konuşmayacağımı söyledim. Nedeni bu. Öldürülmüş insanlara saygımızı sessizce gösteriyoruz. 24 Ocak haftası boyunca etkinlikler sürüyor.

Sessiz protesto biraz da karanlıkta kalan cinayetlere tepki için olmalı.
- Hem öyle hem de sadece duygusal tepkimizi göstermenin ötesinde bir şey yapmak gerekiyor.

 

O kadar güzel elma soyardı ki!

Ayşe Arman   /  MİLLİYET  /  16.04.2000

 

"Her kötü günü sıcak bir gülümsemeyle uğurlamayı O'ndan öğrendim"

Sibel Yağcı   /  MARIE CLAIRE   /  01.02.1997


 

'Ölümün kucağında yaşadık'

Nilgün Cerrahoğlu   /  MİLLİYET  /  28.01.1996

 

'Tabela vakfı olmayacak'

 MİLLİYET  /  22.01.1995

 

'Devlet istese Mumcu cinayetini aydınlatır'

Işık Kansu   /  CUMHURİYET  /  22.01.1995

Anasayfa   l   Biografi   l   Haber Arşivi   l   Köşe Yazıları   l  Röportajlar   l   Konuşmalar   l   Linkler  l  Bölge ve Adaylar