|
Değerli
Konuklar,
Kadının
toplum içindeki eşitsizliği sorunu, neredeyse insanlık
tarihi kadar eskidir. Kadın haklarını savunan, kadına
eşitlik isteyen kadın hareketleri ise ancak, son 150 yıldan
beri yoğunluk kazanmıştır.
Amerika ve
Avrupa’da kadınlar, oy hakkı ve eşitlik için yıllar süren
sert mücadeleler vermişlerdir.
Birçok
batı ülkesinde kadınlar, bu zorlu mücadeleler sonunda,
siyasi ve medeni haklarını alabilmişlerdir.
Osmanlı
toplumunda da bazı kadın hareketleri olmakla birlikte, bu
hareketler ve öne sürülen talepler, batı ülkelerine kıyasla
oldukça ılımlı olmuştur.
Kurtuluş
Savaşında, erkek ile omuz omuza mücadele veren kadınlarımız,
Cumhuriyet döneminde, bazı batı ülkelerinde bile kadınların
elde edemedikleri haklara kavuşmuşlardır.
Mustafa
Kemal Kurtuluş Savaşından hemen sonra şöyle diyordu:
"Seyahatim
esnasında köylerde değil, bilhassa kasabalarda ve şehirlerde
kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok kesif
olarak kapattıklarını gördüm. Erkek arkadaşlar, bu biraz
bizim bencilliğimizin eseridir. Onlar da yüzlerini cihana
gösterebilsinler ve gözleriyle cihanı dikkatle
görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur"
Atatürk'ün
bu sözlerinden sonra Türk kadını önce peçeyi, 25 Kasım
1925'teki Şapka Devrimi'nden sonra da çarşafı bırakmış ve
aydınlığa kavuşmuştur.
1926
yılında Medeni Kanunun kabul edilmesi, 1930 yılında belediye
seçimlerinde oy kullanma ve belediye meclislerine seçilme
hakkının kadınlara verilmesi, 5 Aralık 1934’de ise
milletvekili seçme ve seçilme hakkının kadınlara da
tanınması, Cumhuriyet Türkiye’sinde kadının eşitliği
yolundaki ilerlemenin köşe taşlarıdır.
Unutmamak
gerekir ki, Türk kadınlarının siyasal haklara kavuştuğu 1934
yılında, İtalya’da, Fransa’da, Yunanistan’da kadınların bu
hakları yoktu. Bugün şeri rejimle yönetilen pek çok ülkede
kadınların bu hakları yoktur. Basında izlemişsinizdir, Suudi
Arabistan’da yapılan yerel seçimlerde kadınlar oy
veremediler. Başka ülkelerde kadınların uzun ve zorlu
mücadelelerle elde ettikleri medeni ve siyasi haklar,
Cumhuriyet Türkiye’sinde birkaç yılda Türk kadınına
sağlanmıştır. Bu bakımdan Atatürk Türkiye'sinin ve
Cumhuriyetin aydınlığından en çok yararlananların kadınlar
olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Ne yazık
ki, “kâğıt üzerinde” var olan hakların yaşama geçirilmesi,
yani gerçek demokratikleşme yeterli ölçüde olamamıştır.
Yalnızca
parlamentoda değil, bütün kurum ve kuruluşlarda ve toplumsal
ve ailevi yaşamda kadının sahip olduğu medeni ve siyasi
hakların hayata geçirilemediğini görüyoruz.
· Aile
içinde,
· Evişleri, çocuk bakımı, hastaların bakımı gibi aile
sorumluluklarını yüklenmede,
· Eğitimde,
· Meslek
sahibi olmada,
· Gelir
getirici bir iş sahibi olmada,
· İşte
yükselmede,
· Mülk
sahibi olmada,
· Sosyal
güvencede,
· Siyasette,
· Sendikalarda ve diğer toplumsal örgütlenmelerde,
· Kentsel
yaşamda
Kısacası
her alanda kadın eşitsiz konumdadır.
2007
yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde kadın milletvekili
oranı hala yalnızca %10 dolayındadır.
Bu
eşitsizliğin arkasında, kadına toplumsal yaşamın her
alanında ayrımcılık uygulanması ve başta çalışma yaşamı
olmak üzere toplumsal yaşam alanlarının kadına ait erkeğe
ait olarak ayrışması bulunmaktadır.
Bu
ayrımcılık ve kadının eşitsiz konumu, yalnız kadının değil
erkeğin de, yani toplumun tümünün geri kalmasına yol
açmaktadır. Atatürk’ün 30.8.1925 tarihinde yaptığı Kastamonu
konuşmasında dediği gibi:“Bir sosyal toplum, bir Millet
erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelmiştir.
Kabil midir ki bir kitlenin bir parçasını ilerletelim,
diğerini ihmal edelim de kitlenin tümü ilerleyebilsin?
Mümkün müdür ki bir topluluğun yarısı topraklara zincir ile
bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin? Şüphe yok,
ilerleme adımları dediğim gibi iki cins tarafından beraber,
arkadaşça atılmalıdır. Böyle olursa inkılap başarılı olur.
Memnuniyetle görüyoruz ki bugünkü tutumumuz gerçek icaba
yaklaşmaktadır. Herhalde daha cesur olmak lüzumu açıktır.”
80 yıl
sonra bu sözlerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha
görüyoruz. Kimi Avrupa’dan kimi Amerika’dan beslenerek
Mustafa Kemal’e saldıran, hocaefendilik kisvesi altında,
kadını kanun önünde ve toplumsal yaşamda yeniden ikinci
sınıf yapmak isteyen çıkar ve ihanet şebekelerine karşı,
Atatürk neredeyse bir asır öncesinden sesleniyor: Kadın
erkek eşitliği olmazsa, toplumların yükselmesi, ilerlemesi
mümkün değildir.
Bilirsiniz, Atatürk konuşmalarında “Efendiler” diye hitap
ederdi. Ama özel olarak da belirtirdi, “Efendiler derken hem
‘bey efendileri’ hem de ‘hanım efendileri’ kastediyorum”
diye…. Atatürk hitapta bile eşitliğe özen gösterirdi…
Biz o
günlerden bugüne, karısına haremim diyenlerin, kadına
sofrada bile eşit yer vermeyenlerin devleti yönettiği
günlere geldik…
Hep
sorulur... madem ki kadın eşitlik istiyor, neden kadınlar
için 8 Mart gibi ayrı bir gün var, ya da neden kız
çocuklarının okula gönderilmesi için özel eğitim
kampanyaları düzenleniyor, ya da neden siyasette kadınlara
özel destek verilmesini, hatta kota konmasını istiyorsunuz.
Kısacası eşitlik isterken bir yandan da özel destek istemek
kadınlara ayrıcalık tanımak olmuyor mu?.
Kuşkusuz
olmuyor. Çünkü kadınlar toplumsal alanda ilerleme yarışına
erkeklerle eşit konumda başlamıyorlar. Kadın tarih boyunca
eşit muamele görmedi, eşit fırsatlara sahip olmadı, bu
nedenle toplumsal yaşamın hemen her alanında geri bırakılmış
konumda. Onun için toplumsal yaşama katılırken kadınları her
alanda öne çıkarmak, onlara ayrıcalık tanımak değil, tam
tersine yüzyıllar boyunca yaşanan eşitsizlikleri gidermek
için biraz da olsa bir imkan yaratmaktır.
Dünyanın
pek çok ülkesinde ve ülkemizde de kız çocukların okullaşma
oranları erkek çocuklara göre çok daha düşük olduğu için,
kızlar okul sıralarına ulaşamadıkları için kadınlara özel
destek istiyoruz..
Kadınlar
işgücü içinde yer alamadıkları için, ülkemizde istihdam
dışında olan ve ev yaşamının sınırları içine kapanan 10
milyondan fazla kadın olduğu için kadınlara özel destek
istiyoruz.
Tüm
dünyanın en yoksulları ve mülksüzleri kadınlar olduğu için
kadınlara özel destek istiyoruz..
Kadınlar
siyasette, parlamentoda, sendikalarda var olamadıkları için
kadınlara özel destek istiyoruz..
Kadınlar
evde, toplumda şiddete maruz kaldıkları için kadınlara özel
destek istiyoruz..
Yalnızca
Türkiye’de değil tüm dünyada kadınlar için özel önlemler ve
özel destekler istiyoruz. Dünyanın şeri hukuk uygulanan
ülkelerinde, kadınlar kanun önünde eşit olmadıkları için,
Afganistan’da burkaya sokulup dünyayı tüm ömür boyu delikli
bir örtü arkasından görmeye değil görememeye hatta nefes
alamamaya mahkum edildikleri için, zina suçlamasıyla
taşlanarak öldürüldükleri için, erkekler bazı ülkelerde,
hatta bizim ülkemizde bile dört eşli olabildiği
için kadınlara özel destek istiyoruz.
İşte bu
nedenle, kötüye gidişin durdurulmasında kadının siyasette
aktif olmasının, karar verici merkezlerde, siyaseti
yönlendirme ve oluşturmada erkeklerle eşit biçimde temsil
edilmesinin belirleyici rolü olacaktır.
Ama, söylemek istediğim kadının herhangi bir siyasette aktif
olması değil, bağımsız, laik, demokratik cumhuriyeti savunan
bir siyasi tavır içerisinde aktif olmasıdır.
Bu tavrın
karşısında ise dünyayı çokuluslu şirketlerin çıkarlarına
göre biçimlendirmeyi ve bu çıkarlar için sömürü, baskı ve
zulmü dünyada egemen kılmayı amaçlayan bir başka siyasal
tavır vardır.
Küreselleşme denen bu siyasal süreç ulus devleti
zayıflatırken, ulusal ve sınıfsal birliktelikler yerine
etnik ve dinsel birliktelikleri teşvik etmektedir. Bir etnik
grubun veya dinsel grubun diğer etnik gruplara veya dinsel
gruplara düşmanlığı şeklinde gelişen çatışmalar çoğu kez
savaşlara ve hatta soykırıma dönüşebilir. Bu savaşlarda
sivil halk yıkıma uğrarken en büyük acıları çeken kadınlar
ve çocuklardır. Kadınların siyasette etkin bir rol
alması, bu tür çatışmaların olma ihtimalini azaltabilir,
terörden çıkar sağlayan güç odaklarının karşısına analığın
yapısında olan barışı ve gelecek umudunu koyabilir.
O halde ne
yapmalıyız;
Cumhuriyet
Türkiye’sinin, Mustafa Kemal’in kadına açtığı aydınlık ufku
uygulamada da hayata geçirmeliyiz.
Kadına
eşit fırsat ve muameleyi devlet politikası haline
getirmeliyiz.
Eğitimde,
çalışma hayatında, siyasette ve toplumsal yaşamın her
alanında kadını özel olarak desteklemeli, zayıf kalanın,
geride bırakılanın desteklenmesi anlamına gelen pozitif
ayırımcılık uygulamalıyız.
Memura ve
sözleşmeliye siyaset yasağını kaldırmalıyız.
Sosyal
devleti güçlendirmeliyiz.
Çocuklara,
yaşlılara, hastalara bakım olanakları sağlamalı, bu sosyal
sorumlulukları kadının ve ailenin üzerine yüklememeliyiz.
Kadına
karşı şiddete son verilmesi için tüm toplumu uyandıracak bir
kültürel dönüşüm sağlamalı, ama en çok da kadını
güçlendirmeliyiz ki kadın kendisi bu şiddete son verecek
güçte olabilsin!
Kadının
toplumdaki konumunu ve böylece tüm toplumu daha ileri
götürmek için, kadının laik Türkiye Cumhuriyeti’nde
kazandığı demokratik hakların, titizlikle korunması ve
geliştirilmesi gerekir. Bu konuda en büyük görev de
Cumhuriyetin kazanımlarının yıpratılmasından en büyük zararı
görecek olan kadınlara düşmektedir.
Kadınlarımızın yönetimde, siyasette ve karar verme
odaklarında daha yüksek oranlarda temsil edilmelerinin
sağlanması için gerekli adımların atılmasının, kadını
toplumun eşit ve özgür bireyi yapan Atatürk devrimlerini
yaşatacağına, kadını tekrar ikinci sınıf vatandaşlığa mahkum
etmek isteyenlere asla izin vermeyeceğine, kadını eşit
haklar ve fırsatlar açısından daha da ilerleteceğine
inanıyorum.
Atatürk’ün
kurucusu olduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin, seçme ve
seçilme hakkını elde eden bir Türk kadını olarak, Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanvekili olmamın bu açıdan özel bir
anlam taşıdığı düşüncesi ile tüm katılımcılara sevgi ve
saygılarımı sunarken, Türk Kadınına Seçme ve Seçilme
hakkının verilişinin 73’ncü yılını kutluyorum.
|