Güldal Mumcu
07/07/2007 / Mine G. Kırıkkanat
25 Mayis 2007, Ankara. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfi UMAG’in dördüncü kati. Vakif Başkanı’nın kendisine benzeyen zarif ve ferah bürosunda, çay içip kurabiye atıştırıyorum iştahla. Özge’yi bekliyoruz. Hep birlikte konferans salonuna ineceğiz, az sonra. Son yıllarda hiçbir konferans kabul etmiyorum aslında. Ne zaman ağzımı açsam, bir olay çıkıyor, hedef gösteriliyorum. Ben de hattı bırakıp sathi müdafaaya çekildim, korumaya aldım kendimi. Ama UMAG başka.
Hele başkanı...
***
Dünyada çok az insan, vicdan sahibidir. Vicdan orta mali değil, herkesin harcı hiç değildir. Alınamaz, verilemez, pazarlanamaz. Dile düşünce büyüsü uçup giden bir sır gibi, söylenmeden taşınan, göstermeden hissettirilen bir haslettir ve zaten, ancak böyle etkilidir.
Vicdanlı insan az olduğunca, “siz” gibi yapan çoğunluklara aslında onların da birer vicdani olduğunu; susturup unuttuklarını anımsatabilen, vicdanlıların şayisi daha da azdır.
UMAG Başkanı Güldal Mumcu, işte bu anlamda bir vicdandır.
Türkiye’nin vicdanidir.
Çünkü taşidiği vicdan, onun önce dayandığı, sonra direndiği ve mücadeleye başladığı vicdansızlığa karşı kazandığı “onur” zaferiyle, tüm Türkiye, verilmemiş bir savaşı, savunulmamış bir ulusal vicdani olduğunu anımsamaktadır.
***
Güldal Mumcu, Türkiye’ye Uğur Mumcu’yu ve onunla birlikte faili meçhul cinayetlere kurban giden birbirinden değerli aydinlari, “demokrasi şehitlerimizi” unutturmuyor!
Güleç gözlerini kisip, “dinle” dedi. “Sana bir haberim var: Ben CHP’den aday oluyorum, galiba...”
Ağzıma attığım kurabiye parçasıyla boğuluyordum, az kalsın. Yıllardır politikaya atılsın istiyorduk, hepimiz, tüm takim. Çünkü bir arkadaş takimiyiz biz. Değişik partilerden defalarca milletvekilliği önerilmiş, hiçbirini kabul etmemişti. Ben daha çılgınca hayaller bile besliyor, “N’olur bir parti kuralım, sen başına geç...” diye yalvarıyordum. Onun için ve onunla, cehenneme bile giderim, bu kadar açık (ve inanın, çok azdır böylesine gözü kapalı güvenip izleyeceğim insan sayısı). Ama Güldal, kendine özgü muzip tınısıyla “Yok canim!” diye bir kahkahayla yanıt veriyordu her seferinde, benim çılgın projelerime.
Nereden milletvekili olacağı henüz belli değildi, ama ailesi ve gönül bağı İzmirliydi, İzmir’i istiyordu.
Duyduğum sevinç, umut çiçekleri açtırdı içimde. Güldal Mumcu, hayatımda tanıdığım en düzgün, en birikimli insanlardan biri değildi yalnızca. En güvendiğim, eğilmeyeceğine, bükülmeyeceğine, sözünü tutacağına ve Türkiye’ye çok yararlı olacağına emin olduğum insandı.
Güldal politikaya atılıyorsa, politikada umut vardı. Güldal vekili olursa, umut vardı millet için. Evet, aynen böyle düşündüm, 25 Mayıs’ta Ankara’da aldığım müjde üzerine.
***
Dün Vatan’da Mine Şenocakli’nin, İzmir’den CHP milletvekili adayı Güldal Mumcu’nun seçim kampanyasına dair gözlemlerini beğeniyle okurken (çünkü doğruya içtenlik katmıştı), nedense Alain Bashung sesi yankılandı kulaklarımda, bir şarkisinin sözlerini hatırladım:
“Arabalarin arka koltuklarında
Seçilir muktedirlerin hayal
Yalakalarin meyal gölgesi
Umurunda olmasın Josephine!
Suyun üzerinde yürümek Tuzağa düşmemek
Pabuç eskitmek, eksiltmek yolsuzu
Cüret edin Josephine, düşün öne!
Cüret edin, cüret edin...”
Bazi insanlar soylu doğar. Cüret etsinler yeter, ne yaparlarsa iyi yaparlar. Güldal Mumcu, böyle bir insan ve bu kez cüret ediyor. İzmir’e Güldal, Güldal’a İzmir’e çok yakişiyor. İzmir kendisine vekillik verirse, milletine yararli olmak için göstereceği başariya, kurduğu, yönettiği ve yücelttiği gazetecilik referansi, UMAG vakfi kanittir.
